NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Çin'in artan askeri gücü karşısında ittifakın "naif" davranmaması gerektiğini belirterek, Hint-Pasifik ve Avrupa sahalarının giderek daha fazla iç içe geçtiği uyarısında bulundu. Rutte, Pazartesi günü düzenlenen NATO zirvesi öncesi basın toplantısında, Pekin'in Moskova'nın Ukrayna savaşına verdiği desteğin bu bağlantının somut bir göstergesi olduğunu ifade etti. NATO liderleri, Çin'in Belarus ile ortak askeri tatbikatlarını ve Tayvan çevresindeki artan faaliyetlerini de gündeme taşıdı.
Gelişmenin arka planı
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Brüksel'deki NATO zirvesi öncesinde düzenlediği basın toplantısında, Çin'in askeri modernizasyonuna ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Rutte, "NATO olarak Çin'in askeri kalkınması konusunda naif olamayız. Hint-Pasifik ve Avrupa coğrafyaları birbirine her zamankinden daha fazla bağlı hale geliyor" dedi. Rutte, Pekin'in Moskova'nın Ukrayna savaşına verdiği desteğin bu bağlantının en bariz kanıtı olduğunu vurguladı. NATO raporlarına göre, Çin'in Rusya'na askeri teçhizat, çift kullanımlı teknolojiler ve mali destek sağladığı belirtiliyor.
NATO zirvesine bir gün kala yapılan bu açıklamalar, ittifakın Çin'e yönelik politikasında bir dönüm noktası olarak yorumlanıyor. Daha önce NATO, Çin'i resmi olarak bir tehdit olarak tanımlamazken, son yıllarda Pekin'in artan küresel askeri varlığı ve Rusya ile derinleşen ilişkileri nedeniyle tutumunu sertleştiriyor. Özellikle Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki ada inşa faaliyetleri, Tayvan çevresindeki askeri tatbikatları ve Belarus ile ortak askeri tatbikatları, NATO ülkeleri arasında endişe yaratıyor.
Rutte, konuşmasında Çin'in askeri bütçesinin son on yılda üç kattan fazla arttığına dikkat çekerek, "Bu sadece bölgesel değil, küresel bir güvenlik sorunudur" ifadesini kullandı. NATO'nun 2023 yılında yayımladığı stratejik konsept belgesinde, Çin ilk kez "sistemsel bir rakip" olarak tanımlanmıştı. Rutte, bu tanımın arkasında durduklarını ve somut adımlar atacaklarını söyledi.
Bölgesel veya küresel boyut
NATO'nun Çin konusundaki artan endişeleri, ittifakın Asya-Pasifik bölgesine yönelik angajmanını da derinleştiriyor. Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore gibi Hint-Pasifik ortaklarıyla işbirliği anlaşmaları imzalayan NATO, bu ülkelerin liderlerini de zirveye davet etti. Bu durum, NATO'nun geleneksel Avrupa-Atlantik coğrafyasının ötesinde bir güvenlik aktörü haline gelme çabası olarak yorumlanıyor.
Öte yandan, Çin'in Kuşak ve Yol Projesi kapsamında Orta Asya ve Avrupa'ya yönelik ekonomik nüfuzu, NATO ülkeleri arasında altyapı güvenliği konusunda da kaygılara yol açıyor. Özellikle 5G ve yapay zeka gibi kritik teknolojilerde Çin'in rolü, siber güvenlik riskleri nedeniyle NATO'nun gündeminde üst sıralarda yer alıyor.
Uzmanlar, NATO'nun bu yeni tutumunun, Çin ile ABD arasındaki stratejik rekabetin bir yansıması olduğunu belirtiyor. Ancak NATO üyesi bazı ülkeler, özellikle Çin ile güçlü ticari ilişkilere sahip olan Fransa, Almanya ve İtalya gibi Avrupalı güçler, Çin'e karşı daha dengeli bir yaklaşım benimsenmesini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO üyesi olarak ittifakın Çin politikasındaki bu sertleşmeden doğrudan etkilenecektir. Türkiye'nin Çin ile ekonomik ilişkileri (Kuşak ve Yol Projesi kapsamında kritik altyapı yatırımları) ve Rusya ile savunma sanayii işbirliği (S-400 hava savunma sistemi) göz önüne alındığında, Ankara'nın NATO'nun Çin ve Rusya'ya yönelik baskıları arasında denge kurması gerekecektir. Ayrıca, NATO'nun Asya-Pasifik'e açılımı, Türkiye'nin Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle olan bağlarını da etkileyebilir. Türkiye, bir yandan ittifak dayanışmasını sürdürürken, diğer yandan Çin ve Rusya ile pragmatik ilişkilerini korumak zorundadır.