2024 yılında Max Bergmann, “NATO Kendini Dönüştürme Fırsatını Kaçırdı” başlıklı yazısında, ittifakın liderliğinin Avrupa kurumlarında yapısal reformlar yoluyla güçlü bir Avrupa ayağı oluşturması gerektiğini savunmuştu. Aradan geçen iki yılın ardından Bergmann'dan argümanlarını yeniden değerlendirmesini istedik. Avrupa'nın savunma kapasitesini artırma çabaları, NATO içindeki dinamikler ve transatlantik ilişkilerdeki belirsizlikler, ittifakın geleceğine dair tartışmaları derinleştiriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Max Bergmann, 2024'teki analizinde NATO'nun Soğuk Savaş sonrası dönemde karşılaştığı en büyük meydan okumalardan birinin, Avrupa'nın savunma yükünü daha fazla paylaşması gerekliliği olduğunu vurgulamıştı. Bergmann, NATO'nun Avrupa ayağını güçlendirmek için AB içindeki savunma işbirliği mekanizmalarının (PESCO, Avrupa Savunma Fonu gibi) daha etkin kullanılması ve üye ülkelerin savunma harcamalarını artırması gerektiğini belirtmişti. Ayrıca, Avrupa'nın stratejik özerkliğinin NATO'dan bağımsız değil, ittifak içinde bir denge unsuru olarak geliştirilmesi gerektiğini savunmuştu.
İki yıl sonra, Avrupa'nın savunma alanındaki ilerlemesi kaotik bir seyir izliyor. Bir yandan AB ülkeleri savunma bütçelerini artırırken, diğer yandan koordinasyon eksikliği ve farklı ulusal öncelikler nedeniyle somut kabiliyetlerin geliştirilmesinde yavaş kalınıyor. Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı, Avrupa'nın konvansiyonel savunma yetersizliklerini acımasızca gözler önüne serdi. Almanya'nın “Zeitenwende” (dönüm noktası) ilanı ve savunma fonu oluşturması önemli adımlar olsa da, bürokratik engeller ve siyasi irade eksikliği nedeniyle istenen hızda ilerleme kaydedilemedi.
NATO'nun 2024 Vilnius Zirvesi'nde alınan kararlar ve 2025'te yapılması planlanan yeni stratejik konsept çalışmaları, ittifakın geleceğini şekillendirecek. Ancak, ABD'nin önceliklerindeki değişim ve özellikle Donald Trump'ın olası ikinci başkanlık döneminde transatlantik ilişkilerde yaşanabilecek gerilimler, Avrupa'nın kendi savunmasını güçlendirmesi gerekliliğini daha da acil hale getiriyor. Bergmann'ın da belirttiği gibi, NATO'nun etkinliği, Avrupa'nın katkısının artırılmasına ve ittifak içindeki yük paylaşımının adil bir şekilde sağlanmasına bağlı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'nın savunma arayışı, yalnızca NATO içi bir mesele olmanın ötesinde, küresel güç dengelerini de etkiliyor. Çin'in yükselişi, Asya-Pasifik'te artan gerilim ve Orta Doğu'daki istikrarsızlık, Batı'nın savunma kaynaklarını farklı cephelere dağıtmasını gerektiriyor. Avrupa'nın güçlü bir savunma ayağı oluşturması, ABD'nin kaynaklarını Asya'ya kaydırmasına olanak tanıyacak ve küresel istikrarın korunmasına katkı sağlayacak. Ancak, Avrupa içindeki siyasi bölünmüşlükler ve ekonomik zorluklar, bu hedefe ulaşmayı zorlaştırıyor.
Fransa'nın stratejik özerklik vurgusu ile Almanya'nın transatlantik bağlara öncelik vermesi arasındaki denge arayışı, AB'nin savunma politikasını şekillendiriyor. Doğu Avrupa ülkeleri ise Rusya tehdidini doğrudan hissettikleri için NATO'nun güçlendirilmesinden yana. Bu farklı yaklaşımlar, ortak bir Avrupa savunma vizyonu oluşturulmasını güçleştiriyor. Yine de, Ukrayna savaşının yarattığı aciliyet duygusu, bazı somut adımların atılmasını sağladı: ortak silah alımları, askeri hareketlilik projeleri ve siber savunma işbirliği gibi alanlarda ilerleme kaydedildi.
NATO'nun geleceği, aynı zamanda ittifakın genişleme politikaları ve Rusya ile ilişkilerin seyrine bağlı. İsveç ve Finlandiya'nın üyeliği, Baltık bölgesindeki güvenlik denklemlerini değiştirdi. Ancak, Ukrayna'nın üyeliği konusundaki belirsizlik ve Rusya'nın nükleer tehditleri, ittifakın caydırıcılık stratejisini zorluyor. Avrupa'nın savunma kapasitesini artırması, NATO'nun caydırıcılığını güçlendirecek ve olası bir çatışmayı önleyecek unsurlardan biri.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın savunma arayışı ve NATO içindeki dönüşüm çabaları, Türkiye için hem fırsatlar hem de zorluklar barındırıyor. Türkiye, NATO'nun güneydoğu kanadında kritik bir aktör olarak, Avrupa'nın savunma kapasitesinin artmasından olumlu etkilenebilir; zira bu, Türkiye'nin üzerindeki yükü hafifletebilir. Ancak, AB'nin savunma işbirliği projelerine Türkiye'nin dahil edilmemesi, Ankara'nın dışlanma endişelerini artırabilir. Türkiye, kendi savunma sanayii ve jeostratejik konumuyla Avrupa savunmasına katkı sağlayabilecek kapasitede. Bu süreçte Türkiye'nin aktif rol alması, hem transatlantik bağların güçlenmesine hem de bölgesel güvenliğe katkı sunabilir.