NATO, 2024 yılındaki zirvesini “ikili” olarak nitelendiren gözlemcileri yanıltarak, müttefikler arasında derin endişe yaratan gerginlikleri yönetmeyi başardı. Zirve öncesinde özellikle ABD’nin Avrupa’daki angajmanı ve Ukrayna’nın üyelik perspektifi konularında yaşanan görüş ayrılıkları, ittifakın varoluşsal bir krizle karşı karşıya olduğu yorumlarına yol açmıştı. Ancak, sonuç bildirgesi ve liderlerin açıklamaları, ortak bir paydada buluşulduğunu gösterdi. Ukrayna’ya askeri ve mali desteğin süreceği vurgulanırken, üyelik sürecinin hızlandırılmasına yönelik net bir takvim verilmese de, “kapının açık olduğu” mesajı yinelendi. Bu durum, müttefiklerin rahat bir nefes almasını sağlarken, Kiev yönetiminde de savaşın getirdiği yorgunluğa rağmen bir iyimserlik havası estirdi.
Zirvenin Arka Planı ve Uzlaşma Dinamikleri
Zirveye giden süreçte, Türkiye ve Macaristan’ın İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması, ittifakın genişleme politikasında önemli bir kilometre taşı oldu. Bu gelişme, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarına karşı Batı’nın birliğini koruma çabaları açısından kritikti. Bununla birlikte, ABD Başkanı Joe Biden ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında Avrupa’nın savunma özerkliği konusunda yaşanan gerilim, zirvenin ana tartışma konularından biriydi. Biden yönetimi, NATO’nun kolektif savunma yapısını merkezde tutarken, Macron Avrupa’nın kendi güvenlik mimarisini inşa etmesi gerektiğini savunuyor. Zirvede bu ayrışmanın aşıldığı, ortak bir savunma yatırımı planının kabul edilmesiyle kanıtlandı. Müttefikler, GSYİH’lerinin en az %2’sini savunmaya ayırma taahhüdünü yineleyerek, yük paylaşımı konusundaki endişeleri gidermeye çalıştı.
Bir diğer önemli başlık ise NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesi oldu. Polonya, Romanya ve Baltık ülkeleri, Rus tehdidine karşı daha fazla askeri varlık talep ederken, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkeleri daha temkinli bir yaklaşım sergiledi. Uzlaşma sonucunda, mevcut birliklerin takviyesi ve hızlı müdahale kuvvetlerinin artırılması kararlaştırıldı. Ayrıca, nükleer paylaşım düzenlemelerinin güncellenmesi ve caydırıcılık politikasının yeniden teyit edilmesi, zirvenin somut çıktıları arasında yer aldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ukrayna ve Ötesi
Zirvenin en kritik gündemi Ukrayna’ydı. NATO liderleri, Ukrayna’ya uzun vadeli güvenlik yardımı taahhüt eden bir paket üzerinde anlaştı. Bu paket, eğitim, lojistik, istihbarat paylaşımı ve modern silah sistemleri tedarikini kapsıyor. Ancak, Ukrayna’nın savaş sona ermeden NATO üyesi olma ihtimali, müttefikler arasındaki fikir ayrılıkları nedeniyle masada kalmadı. Bunun yerine, “üyelik eylem planı” kaldırılarak sürecin siyasi bir kararla hızlandırılabileceği sinyali verildi. Kiev yönetimi bu gelişmeyi olumlu karşılarken, Rusya’nın tepkisi ise sert oldu. Kremlin, NATO’nun genişlemesini kendi güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak görüyor ve Ukrayna’nın olası üyeliğinin kabul edilemez olduğunu yineliyor.
Küresel ölçekte bakıldığında, NATO zirvesi, Çin’in yükselişi ve Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengelerinin de ele alındığı bir platform haline gelmiş durumda. İlk kez bu kadar kapsamlı bir şekilde, Çin’in Rusya’ya sağladığı teknoloji ve çift kullanımlı ürünlerin savaş üzerindeki etkisi tartışıldı. Müttefikler, Çin’i Ukrayna savaşında Rusya’ya destek vermemesi konusunda uyarırken, aynı zamanda Tayvan boğazı başta olmak üzere Asya-Pasifik’te istikrarın korunması için iş birliği çağrısı yaptı. Bu durum, NATO’nun coğrafi sınırlarını aşan bir güvenlik aktörü olma yolunda ilerlediğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
NATO zirvesi, Türkiye için hem ittifak içindeki konumunu güçlendirme hem de Rusya ile dengeli ilişkilerini sürdürme açısından kritikti. İsveç’in üyeliği için amacına ulaşan Ankara, ABD ile F-16 ve F-35 süreçlerinde ilerleme kaydetti. Zirvede Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki güvenlik endişeleri de dile getirilirken, terörle mücadele konusunda müttefiklerden daha fazla iş birliği talebi gündeme taşındı. Ekonomik boyutta, NATO’nun savunma harcamalarını artırma hedefi Türkiye için de geçerli; ancak Türkiye’nin mevcut ekonomik kırılganlıkları bu taahhüdü zorlaştırıyor. Küresel etki açısından, Türkiye’nin Ukrayna savaşında oynadığı arabulucu rol ve Karadeniz tahıl koridoru anlaşmasındaki kritik pozisyonu, zirvede takdirle karşılandı. Sonuç olarak, Türkiye NATO içinde etkin bir aktör olmayı sürdürürken, Rusya ile iş birliği yapma kapasitesini de kaybetmemiş oldu.