NATO'nun caydırıcılık stratejisi, Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana en büyük sınavıyla karşı karşıya. ABD'nin Avrupa'daki nükleer şemsiyesi, giderek artan Rus tehdidine karşı tek başına yeterli görülmezken, Avrupalı müttefiklerin Washington'un konvansiyonel güçlerini ikame edecek kapasiteden yoksun olduğu ortaya çıkıyor. Uzmanlara göre, mevcut haliyle NATO'nun caydırıcılığı "boş bir tehdit" haline gelebilir.
Nükleer Garantilerin Yetersizliği
Soğuk Savaş döneminde ABD'nin Avrupa'da konuşlandırdığı nükleer silahlar, Sovyetler Birliği'ne karşı en güçlü caydırıcı unsur olarak görülüyordu. Ancak günümüzde Rusya'nın Ukrayna savaşında sergilediği hibrit taktikler ve nükleer söylem, ABD'nin Avrupa'ya yönelik nükleer güvencesinin sorgulanmasına yol açtı. Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'ne göre, ABD'nin nükleer caydırıcılığı ancak konvansiyonel güçlerle desteklendiğinde anlamlı. Oysa Avrupa'daki ABD asker sayısı 1990'lardaki 300 bin seviyesinden 100 binin altına düştü. Bu azalma, NATO'nun doğu kanadının savunmasında ciddi bir boşluk yaratıyor.
Almanya'daki Ramstein Hava Üssü'nde konuşlu yaklaşık 20 adet B61 nükleer bombası, ABD'nin Avrupa'daki nükleer varlığının sembolü. Ancak bu silahların kullanım kararı tek başına Washington'a ait. Avrupalı müttefikler, bu kararın kendi çıkarları doğrultusunda verileceğinden emin değil. Özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO'yu "modası geçmiş" ilan etmesi ve bazı Avrupalı liderleri savunma harcamaları konusunda tehdit etmesi, güven bunalımını derinleştirdi.
Avrupa Savunmasındaki Boşluk
Avrupa ülkeleri, ABD'nin azalan konvansiyonel varlığını telafi edecek adımlar atmaktan uzak. NATO'nun Avrupa kanadı, toplamda 1,5 milyon askere sahip olsa da bunun büyük kısmı yedek kuvvetlerden oluşuyor. Hızlı konuşlanma kabiliyeti, lojistik destek ve istihbarat paylaşımı konularındaki eksiklikler, Avrupa ordularını ABD'ye bağımlı kılıyor. Estonya eski Savunma Bakanı Luik'in ifadesiyle, "Avrupa, kendi savunmasını finanse edebilir ancak ABD olmadan savaşacak kapasiteye sahip değil."
Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaş, NATO'nun caydırıcılık krizini su yüzüne çıkardı. NATO, Varşova Zirvesi'nde doğu kanadına dört çok uluslu tabur konuşlandırdı. Ancak bu kuvvetler, büyük bir Rus saldırısını durdurmaktan ziyade "tökezleme teli" işlevi görüyor. Yani asıl caydırıcılık henüz gerçekleşmemiş bir ABD müdahalesine dayanıyor. Polonya ve Baltık ülkeleri, Washington'dan daha kalıcı bir askeri varlık talep ederken, Almanya ve Fransa gibi ülkeler Avrupa savunmasının kendi elleriyle güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu görüş ayrılığı, ittifak içindeki homojenliği zedeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
NATO'nun caydırıcılık krizi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, 1952'den beri NATO'nun güneydoğu kanadını oluşturuyor ve Rusya'ya en yakın müttefiklerden biri. ABD'nin Avrupa'daki konvansiyonel güçlerinin azalması, Türkiye'nin Suriye, Irak ve Karadeniz'deki güvenlik çıkarlarını da etkiliyor. Özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve Rusya ile ilişkilerde denge politikası izleyen Ankara, NATO'nun zayıflaması durumunda kendi caydırıcılığını artırmak zorunda kalabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İncirlik Üssü'nde bulunan ABD nükleer silahları da tartışma konusu. Bu gelişme, Türk dış politikasının NATO içindeki ağırlığını yeniden değerlendirmesine yol açabilir.