Myanmar'ın Rohingya Müslüman azınlığına yönelik sistematik vatandaşlıktan çıkarma politikaları, yüz binlerce kişinin zorla yerinden edilmesine ve Bangladeş'e kitlesel göçüne yol açtı. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Myanmar'ın 2017'deki askeri operasyonlarının soykırım sözleşmesini ihlal edip etmediğini inceliyor. Gambiya'nın açtığı dava, Rohingyalara yönelik etnik temizliğin uluslararası hukuk önünde hesap verme sürecini başlattı.
Gelişmenin Arka Planı
Rohingyalar, Myanmar'ın Rakhine Eyaleti'nde yüzyıllardır yaşayan Müslüman bir topluluktur. Ancak 1982 tarihli Vatandaşlık Yasası, onları ülkenin resmi olarak tanınan etnik grupları listesinden çıkararak vatansız bıraktı. Bu yasa, Rohingyaların kimlik belgelerini kaybetmelerine ve temel haklardan mahrum kalmalarına neden oldu.
2017 yılında Myanmar ordusunun başlattığı "temizlik operasyonları" sonucunda 700 binden fazla Rohingya, Bangladeş'in Cox's Bazar bölgesine sığındı. Birleşmiş Milletler, bu operasyonları "etnik temizliğin metin tanımı" olarak nitelendirdi. Myanmar hükümeti ise iddiaları reddederek, operasyonların terörle mücadele kapsamında yapıldığını savunuyor.
UAD'de devam eden dava, Myanmar'ın soykırım sözleşmesini ihlal ettiği iddiasına odaklanıyor. 2020'de mahkeme, Myanmar'ın Rohingyaları korumak için acil tedbirler almasına hükmetti, ancak ülke bu kararların çoğunu uygulamadı.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Rohingya krizi, Güneydoğu Asya'da büyük bir insani kriz yaratmış durumda. Bangladeş, bir milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yaparken, Myanmar'ın askeri yönetimi bu mültecilerin geri dönüşü için güvenli koşulların oluştuğunu iddia ediyor, ancak uluslararası toplum bu iddiayı inandırıcı bulmuyor.
UAD davası, uluslararası hukukun soykırım suçlarını yargılama kapasitesi açısından önemli bir test niteliği taşıyor. Myanmar'ın 2021'deki askeri darbesi, ülkeyi uluslararası toplumdan daha da izole etti ve Rohingyalara yönelik baskıların devam ettiği yönünde raporlar geliyor. Çin ve Rusya'nın Myanmar'ı diplomatik olarak koruması, davanın siyasi boyutunu güçlendiriyor.
Bölgede ASEAN ülkeleri, krizi çözmede yetersiz kalırken, mülteci krizi Güneydoğu Asya'daki göç yollarını etkiliyor. Rohingyaların deniz yoluyla Malezya ve Endonezya'ya ulaşma girişimleri, bölgesel güvenlik sorunlarını da beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Rohingya krizine en güçlü tepki veren ülkelerden biri oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2017'de Bangladeş'i ziyaret ederek mülteci kamplarını gezdi ve Türkiye, Birleşmiş Milletler aracılığıyla önemli miktarda insani yardım sağladı. Türkiye'nin bu duyarlılığı, Müslüman dünyasındaki liderlik rolünü pekiştirdi. Ancak Türkiye'nin Myanmar ile ilişkileri, askeri yönetimle kurulan bağlar nedeniyle eleştiriliyor. Ankara, bölgedeki nüfuzunu korumak için denge politikası izlerken, Rohingya davasında uluslararası hukukun yanında durdu. UAD'nin vereceği karar, Türkiye'nin insan hakları savunuculuğu ile ikili ilişkileri arasında denge kurmasını gerektirecek.