Myanmar'da 2021 darbesinden bu yana askeri cuntanın sivillere yönelik sistematik saldırıları uluslararası alanda geniş yankı buldu. Birleşmiş Milletler ve bağımsız insan hakları örgütlerinin raporları, binlerce sivilin öldürüldüğünü, yüz binlercesinin yerinden edildiğini ve Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım benzeri eylemlerin belgelendiğini ortaya koyuyor. Ancak tüm bu kanıtlara rağmen uluslararası toplumun etkili bir yaptırım veya müdahale konusunda bölünmüş durumda olduğu görülüyor. Peki dünya bu zulme seyirci mi kalacak?
Olayın Arka Planı: Kanıtlar ve Sorumluluk
Myanmar ordusu, 1 Şubat 2021'de seçilmiş hükümeti devirerek iktidara el koydu. Darbe sonrası ülke genelinde barışçıl protestolar başladı; ancak cunta güçleri göstericilere karşı gerçek mühimmat kullanarak en az 2.000'den fazla kişiyi öldürdü. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin raporlarına göre, ülke çapında 1,5 milyondan fazla insan yerinden edildi. Özellikle Rakhine eyaletinde Rohingya Müslümanlarına yönelik 2017'de başlayan ve darbe sonrası da devam eden saldırılar, Uluslararası Adalet Divanı'nda soykırım suçlamasıyla yargılanıyor. Gambiya'nın açtığı dava kapsamında Myanmar'ın soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal ettiği iddia ediliyor.
Bağımsız uluslararası kuruluşlar, uydu görüntüleri ve tanık ifadeleriyle toplu mezarlar, işkence ve cinsel şiddet vakalarını belgeledi. Örneğin, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), 2022'de yayımladığı raporda, cuntanın sivil halka yönelik kasıtlı saldırılarını "insanlığa karşı suç" olarak nitelendirdi. Buna rağmen, BM Güvenlik Konseyi'nde daimi üyelerden Çin ve Rusya'nın vetoları nedeniyle etkili bir karar alınamadı. Çin, Myanmar ile ekonomik ve stratejik ilişkilerini sürdürürken, Rusya da cuntaya silah tedarik etmeye devam ediyor.
Uluslararası Tepkiler ve Yaptırımlar
ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere gibi aktörler, cunta liderlerine ve askeri şirketlere yönelik yaptırımlar uyguladı. ABD, 2021'den bu yana Myanmar ordusunun üst düzey yetkililerine ve savunma sanayii ile bağlantılı işletmelere yönelik birden fazla yaptırım paketi açıkladı. AB, silah ambargosu ve seyahat yasakları getirdi. Ancak bu yaptırımlar, cuntanın sivil halka yönelik saldırılarını durdurmaya yetmedi. ASEAN (Güneydoğu Asya Uluslararası Birliği) ise iç işlerine karışmama ilkesi nedeniyle etkili bir baskı kuramıyor. ASEAN'ın Myanmar özel temsilcisi atama çabaları da sonuçsuz kaldı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcılığı, Myanmar'daki suçlarla ilgili ön inceleme başlattı ancak Myanmar UCM'ye taraf olmadığı için yargı yetkisi sınırlı. Uluslararası Adalet Divanı'ndaki soykırım davası ise yıllar sürebilir. Bu hukuki süreçler, mağdurlar için adalet umudu olsa da, hızlı bir çözüm vaat etmiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Myanmar krizi, sadece insani bir felaket değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Ülkedeki çatışmalar, komşu ülkelere sığınmacı akınını tetikleyebilir ve Güneydoğu Asya'da güvenlik dengelerini bozabilir. Çin'in Myanmar'daki yatırımları ve stratejik liman projeleri, Pekin'in cuntayı desteklemesinin temel nedenleri arasında. Rusya ise Myanmar ordusuna silah satarak hem ekonomik kazanç sağlıyor hem de Batı karşıtı cepheyi güçlendiriyor. Bu durum, BM Güvenlik Konseyi'nde etkili bir müdahaleyi fiilen engelliyor.
Batılı ülkeler ise insan hakları ihlallerine karşı yaptırımları artırmakla birlikte, askeri bir müdahaleden uzak duruyor. Irak ve Afganistan deneyimleri, uluslararası toplumun doğrudan askeri müdahale konusunda isteksiz olmasına yol açtı. Ayrıca, Myanmar'ın stratejik konumu ve büyük güçlerin çıkar çatışmaları, kolektif bir eylemi zorlaştırıyor. Sivil toplum kuruluşları, "koruma sorumluluğu" ilkesinin işletilmesi çağrısı yapıyor ancak bu çağrılar karşılık bulmuyor.
Sonuç olarak, dünya Myanmar'daki zulmü durdurmak için etkili bir mekanizma geliştirebilmiş değil. Kanıtlar ortada olsa da, siyasi irade eksikliği, büyük güç rekabeti ve hukuki süreçlerin yavaşlığı nedeniyle milyonlarca insanın acısı devam ediyor. Uluslararası toplumun bir sonraki adımı, belki de daha sert yaptırımlar ve silah ambargolarının küresel çapta uygulanması olabilir. Ancak şu an için Myanmar halkının kaderi, dünyanın vicdanına bırakılmış görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Myanmar'daki insani krize karşı tutumunu insan hakları ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çerçevesinde şekillendiriyor. 2017'de Rohingya Müslümanlarına yönelik saldırılar sonrası Türkiye, Bangladeş'teki kamplara yardım gönderdi ve uluslararası platformlarda sesini yükseltti. Ancak Türkiye'nin Myanmar ile doğrudan ekonomik veya askeri ilişkisi sınırlı. Yine de Türkiye, bölgesel istikrarsızlığın küresel etkileri ve mülteci akınları konusunda hassas. Ayrıca, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi reformu çağrıları, Myanmar örneğinde olduğu gibi veto nedeniyle tıkanan karar mekanizmalarına dikkat çekiyor.