Myanmar ve Çin liderleri arasındaki son görüşme, askeri cuntanın uluslararası alanda meşruiyet kazanma çabalarında yeni bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Ocak ayının başlarında yapılan bu kritik toplantıda Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Myanmar Cunta Lideri Min Aung Hlaing bir araya geldi. Görüşmenin ana gündem maddelerinden biri, Myanmar'ın askeri yönetiminin ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) ile yeniden angaje olmasıydı. Çin'in desteğini arkasına alan cunta, ASEAN zirvelerine katılımı konusunda daha iddialı bir tutum sergilemeye başladı. Ancak analistler, bu gelişmenin sadece diplomasi alanında kalmayacağını, aynı zamanda cuntanın içerideki direniş güçlerine karşı askeri operasyonlarını yoğunlaştırmasına da yol açabileceğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Myanmar, Şubat 2021'deki askeri darbeden bu yana siyasi bir krizin içinde. Ordu, seçilmiş hükümeti devirerek ülke yönetimine el koydu ve demokrasi yanlısı hareketleri şiddetle bastırdı. Bu durum, ASEAN ülkeleri başta olmak üzere uluslararası toplumun cuntayı izole etmesine neden oldu. ASEAN, 2021 yılında Myanmar ile beş maddelik bir konsensüs üzerinde anlaşmıştı, ancak cunta bu anlaşmayı uygulamayı reddedince bölgesel örgüt, cuntanın liderlik düzeyindeki toplantılara katılımını sınırlandırmıştı. Çin, Myanmar üzerindeki nüfuzunu artırmak ve bölgesel istikrarı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek için cunta ile yakın ilişkilerini sürdürüyor. Pekin, ASEAN içinde de Myanmar'ı dışlamanın yanlış olduğunu savunuyor ve cuntanın örgüte dönüşünü destekliyor.
Myanmar-Çin görüşmesinin ardından cunta yönetimi, ASEAN ülkelerine yönelik diplomatik bir hamle başlattı. Tayland, Laos ve Kamboçya gibi Çin'e yakın ASEAN üyeleri, Myanmar'ın yeniden toplantılara katılmasına sıcak bakarken, Endonezya ve Malezya gibi ülkeler ise cuntanın demokratik reformlar yapması gerektiğini vurguluyor. Bu bölünme, ASEAN'ın Myanmar konusundaki karar alma mekanizmasını zorlaştırıyor. Cunta, Çin'in desteğiyle ASEAN üzerinde baskı kurmayı ve en azından gözlemci statüsü kazanmayı umuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Myannar'daki gelişmeler sadece Güneydoğu Asya ile sınırlı kalmıyor, küresel güç mücadelesinin bir parçası haline geliyor. Çin, Myanmar'ı Kuşak ve Yol Girişimi'nin önemli bir parçası olarak görüyor. Ülkedeki enerji hatları ve ticaret yolları, Çin'in Hint Okyanusu'na açılımı için stratejik öneme sahip. Bu nedenle Pekin, Myanmar'daki istikrarı kendi çıkarları için korumak adına cuntayla işbirliğini sürdürme eğiliminde. Öte yandan ABD, Japonya ve Avrupa Birliği, Myanmar'daki askeri yönetimi tanımıyor ve demokratik muhalefeti destekliyor. Bu durum, Myanmar'ı Çin-Batı rekabetinin bir sahasına dönüştürüyor. Cunta, Çin'e yaslanarak uluslararası yaptırımlara karşı direnç kazanırken, Batı'nın etkisini kırmaya çalışıyor.
Analistler, Çin'in desteğinin cuntayı daha da cesaretlendirebileceğini ve iç savaşın kızışmasına yol açabileceğini uyarıyor. Myanmar'daki etnik silahlı gruplar ve Halk Savunma Güçleri, cuntanın askeri operasyonlarına karşı direnişlerini sürdürüyor. Cunta eğer Çin'in arkasında olduğu inancıyla hareket ederse, bu gruplara karşı daha sert önlemler alabilir. Bu da insani krizi derinleştirebilir: BM verilerine göre darbe sonrası 2 milyondan fazla kişi yerinden edildi ve 15 milyondan fazla insan gıda yardımına muhtaç durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Myanmar'daki askeri darbeyi kınamış ve demokratik sürecin bir an önce tesis edilmesi çağrısında bulunmuştur. Ancak Türkiye'nin bölgeyle doğrudan ticari veya askeri bağları sınırlıdır. Bu gelişme, küresel güç dengesinde Çin'in ağırlığının arttığı bir döneme denk gelmektedir. Türkiye, çok kutuplu dünya düzeninde denge politikası izlerken, ASEAN ve Hint-Pasifik bölgesindeki gelişmeleri yakından takip etmek durumundadır. Myanmar krizi, uluslararası toplumun insan hakları ve demokrasi konusundaki tutarlılığını test ederken, Türkiye'nin Müslüman nüfusa sahip Myanmar'a yönelik duyarlılığı da zaman zaman gündeme gelmektedir. Uzun vadede, bölgedeki istikrarsızlık Türkiye'nin Güneydoğu Asya ile ticari bağlarını ve enerji nakil hatları üzerindeki potansiyel etkileri açısından önem taşımaktadır.