Myanmar'ın askeri yönetimi, Birleşmiş Milletler nezdindeki büyükelçisinin gayrimeşru olduğunu savunarak, sürgündeki sivil hükümete bağlı diplomatın görevine son verilmesi çağrısında bulundu. Bu açıklama, BM Genel Kurulu'nun 193 üye ülkenin temsilciliklerini onaylayacağı akreditasyon süreci öncesinde geldi. Askeri yönetim, Şubat 2021'deki darbenin ardından atadığı kendi büyükelçisinin BM'de Myanmar'ı temsil etmesi gerektiğini öne sürüyor.
Askeri Darbe ve Diplomatik Krizin Arka Planı
Myanmar ordusu, 1 Şubat 2021'de seçilmiş hükümeti devirerek iktidarı ele geçirdi ve fiili lider Aung San Suu Kyi ile birçok üst düzey yetkiliyi gözaltına aldı. Darbe, ülke genelinde kitlesel protestolara ve sivil itaatsizlik hareketine yol açtı; güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu binlerce kişi hayatını kaybetti. Darbe karşıtı direniş, silahlı grupların da katılımıyla iç savaşa dönüştü.
BM'deki kriz, darbenin hemen ardından patlak verdi. Aung San Suu Kyi hükümeti tarafından atanan BM Daimi Temsilcisi Kyaw Moe Tun, darbeyi kınayan ve askeri yönetimi tanımadığını açıklayan bir konuşma yaptı. Bunun üzerine askeri yönetim, Kyaw Moe Tun'u görevden aldığını duyurdu ve yerine kendi atadığı bir ismi getirmeye çalıştı. Ancak BM, halen Kyaw Moe Tun'u Myanmar'ın meşru temsilcisi olarak tanıyor. BM Genel Kurulu'nun akreditasyon komitesi, hangi temsilcinin geçerli olduğuna karar verene kadar bu belirsizlik sürüyor.
Askeri yönetim, son açıklamasında Kyaw Moe Tun'un artık Myanmar halkını temsil etmediğini, çünkü sürgündeki Ulusal Birlik Hükümeti (NUG) ile işbirliği yaptığını ileri sürdü. NUG, darbeye karşı çıkan seçilmiş milletvekilleri ve sivil toplum temsilcileri tarafından kurulan paralel bir yönetim olarak faaliyet gösteriyor. Askeri yönetim, NUG'u terör örgütü olarak nitelendiriyor ve Kyaw Moe Tun'un bu yapıyla bağlantılı olduğunu iddia ediyor.
BM Akreditasyon Kararı ve Uluslararası Boyut
BM Genel Kurulu'nun akreditasyon komitesi, her yıl Eylül ayında düzenlenen Genel Kurul oturumları öncesinde üye ülkelerin temsilciliklerini onaylıyor. Ancak Myanmar örneğinde olduğu gibi ihtilaflı durumlarda karar aylarca sürebiliyor. Komite, dokuz üye ülkeden oluşuyor ve kararlarını konsensüsle alıyor; bu da Çin ve Rusya gibi ülkelerin vetosuyla karşılaşma ihtimalini artırıyor. Çin ve Rusya, askeri yönetime karşı mesafeli durmakla birlikte, BM'de Batı yanlısı bir diplomatın görevde kalmasına sıcak bakmıyor.
Askeri yönetimin argümanı, uluslararası hukuk açısından tartışmalı. Birleşmiş Milletler, bir ülkenin etkin kontrolünü elinde bulunduran hükümeti meşru temsilci olarak tanıma eğiliminde olsa da, bu durum darbe yoluyla iktidara gelen yönetimler için her zaman geçerli olmuyor. Örneğin, 2021'de Afganistan'da Taliban yönetimi ele geçirdiğinde, BM akreditasyon komitesi eski hükümetin temsilcisini tanımaya devam etmişti. Benzer şekilde, Myanmar'da da BM, askeri yönetimin atadığı büyükelçiyi henüz akredite etmedi.
Uluslararası toplum, Myanmar konusunda bölünmüş durumda. Batılı ülkeler, askeri yönetimi kınayarak silah ambargoları ve yaptırımlar uygularken; Çin, Rusya ve bazı ASEAN ülkeleri, askeri yönetimle diyalog kanallarını açık tutmayı tercih ediyor. ASEAN, 2021'de varılan beş maddelik konsensüs çerçevesinde Myanmar'a özel bir temsilci atadı ancak askeri yönetimin işbirliği yapmaması nedeniyle ilerleme sağlanamadı. BM Güvenlik Konseyi'nde ise Myanmar'a yönelik bağlayıcı bir karar, Çin ve Rusya'nın vetosu nedeniyle çıkarılamıyor.
Uzmanlar, BM akreditasyon kararının sembolik öneminin yanı sıra pratik sonuçları da olacağını belirtiyor. Eğer Kyaw Moe Tun görevde kalırsa, askeri yönetim BM platformlarında meşruiyet kazanamayacak ve uluslararası baskı artacak. Ancak askeri yönetimin atadığı isim akredite edilirse, bu durum darbeye meşruiyet kazandırabileceği gibi, sürgündeki sivil hükümetin uluslararası alandaki etkinliğini de zayıflatabilir. Karar, aynı zamanda Myanmar'ın BM Genel Kurulu'ndaki oy hakkını da etkileyecek; zira akreditasyon sorunu çözülene kadar Myanmar'ın oy hakkı askıya alınmış durumda.
Myanmar'daki iç savaş, 2021 darbesinden bu yana yaklaşık 50 bin kişinin hayatını kaybetmesine ve 3 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine neden oldu. Ülke ekonomisi ciddi şekilde daraldı, yoksulluk arttı. BM akreditasyon kararı, bu insani krizin çözümüne doğrudan etki etmese de, uluslararası toplumun Myanmar'a yönelik tutumunu belirlemesi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Kararın önümüzdeki haftalarda netleşmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Myanmar'daki askeri darbeyi kınayan ve demokratik yönetime destek veren ülkeler arasında yer aldı. Dışişleri Bakanlığı, darbe sonrası yaptığı açıklamada seçilmiş hükümetin derhal serbest bırakılması çağrısında bulunmuştu. Türkiye, BM platformlarında Myanmar'ın meşru temsilcisi konusunda Batılı ülkelerle benzer bir tutum sergiliyor. Bu gelişme, Türkiye'nin uluslararası hukuk ve meşruiyet ilkelerine bağlı dış politikası açısından önem taşıyor. Ayrıca, ASEAN ile diyalog ortaklığı bulunan Türkiye'nin, bölgesel istikrar ve insani yardım konularında aktif rol alması beklenebilir. Myanmar'daki kriz, Türkiye'nin Asya-Pasifik bölgesindeki diplomatik etkinliğini göstermesi bakımından da bir fırsat sunuyor.