ABD Yüksek Mahkemesi, Geçici Koruma Statüsü (TPS) altında bulunan yaklaşık 1,3 milyon göçmenin korumasının sonlandırılmasına ilişkin Mullin v Doe davasında önemli bir karara imza attı. Mahkeme, federal hükümetin TPS statüsünü sonlandırma kararının yargı denetimine tabi olmadığına hükmetti. Bu karar, özellikle Haiti ve Suriye kökenli göçmenleri doğrudan etkiliyor. Göç hukuku uzmanlarına göre karar, başkanlık yetkilerini genişletirken, göçmen hakları savunucularını hayal kırıklığına uğrattı.
Gelişmenin Arka Planı: TPS ve Mullin v Doe Davası
Geçici Koruma Statüsü (TPS), ABD'de doğal afet, silahlı çatışma veya olağanüstü durumlar nedeniyle ülkelerine dönemeyen yabancı uyruklulara verilen bir koruma biçimidir. 1990 yılında oluşturulan program, bugün El Salvador, Honduras, Nepal, Yemen, Suriye ve Haiti gibi ülkelerden gelen yaklaşık 400.000 kişiye ev sahipliği yapıyor. Ancak 2017'de Trump yönetimi, birçok ülkenin TPS statüsünü sonlandırma kararı aldı. Bu kararlar, çeşitli davalarla mahkemeye taşındı.
Mullin v Doe davası, tam da bu noktada kritik bir dönemeç. Dava, eski Trump yönetimi döneminde Haiti ve Suriye için TPS'nin sonlandırılmasına karşı açılmıştı. Mahkeme, 5-4 oyla, TPS sonlandırma kararlarının "yargı denetimi dışında" olduğuna karar verdi. Çoğunluk görüşünde, Göçmenlik ve Vatandaşlık Yasası'nın (INA) ilgili maddesinde "Adalet Bakanı (veya yetkilendirdiği kişi) tarafından alınan herhangi bir kararın yargısal denetime tabi olmayacağı" belirtiliyor. Karşı oy yazısında ise bu yorumun Anayasa'nın temel güvencelerini zedelediği vurgulandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: TPS'nin Geleceği ve Mülteci Krizi
Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, yalnızca ABD'yi değil, küresel göç politikalarını da etkileyebilecek bir emsal teşkil ediyor. Karar, başkanlık yetkilerini genişletirken, Kongre'nin göç politikası üzerindeki kontrolünü zayıflatıyor. Biden yönetimi, Trump dönemindeki TPS sonlandırma kararlarını tersine çevirmeye çalışsa da, bu karar mahkeme süreçlerini kısıtlıyor. Özellikle Haiti'de devam eden siyasi istikrarsızlık ve şiddet, TPS'li Haitililerin ülkelerine dönmelerinin neredeyse imkansız olduğu bir ortam yaratıyor. Suriye'de ise 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaş nedeniyle TPS'li Suriyeliler benzer bir belirsizlikle karşı karşıya.
Küresel ölçekte, ABD'nin bu tutumu, uluslararası koruma rejimlerine duyulan güveni sarsabilir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), geçici koruma statülerinin siyasi kararlarla sonlandırılmasının, zorunlu göçmenlerin korunmasında ciddi boşluklar yaratacağı uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, kararın Avrupa ve diğer bölgelerdeki benzer programları da etkileyebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'nin göçmen ve mülteci politikaları açısından dolaylı ancak önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, yaklaşık 3,6 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, geçici koruma statüsü ve uluslararası koruma statülerinin sürekliliği ve yargı denetimi konusu, Türk hukuk sisteminde de tartışılmaktadır. ABD Yüksek Mahkemesi'nin yürütmeye geniş takdir yetkisi tanıması, uluslararası hukuk açısından "non-refoulement" (geri göndermeme) ilkesiyle çelişebilecek bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Türkiye'de geçici koruma statüsünün sonlandırılmasına yönelik olası kararların yargı denetimine tabi olup olmayacağı sorusu, bu kararın ardından daha fazla dikkat çekebilir. Ayrıca, küresel göç yönetişiminde ABD'nin bu tutumu, Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki mülteci anlaşmalarının geleceğine de etki edebilir.