Montana eyaleti, kurt nüfusunu fazla bildirdiğini kabul etmesinin ardından eyalet genelinde 300 kurdun öldürülmesine izin veren yeni düzenlemeler, çevreciler ve yaban hayatı uzmanları tarafından 'kupa avcılığı' olarak eleştiriliyor. Montana Balık, Yaban Hayatı ve Parklar Departmanı (FWP), geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, önceki nüfus sayımlarında kullanılan metodolojinin hatalı olduğunu ve gerçek kurt sayısının tahmin edilenden yüzde 20 daha az olabileceğini duyurdu. Buna rağmen, avcılık kotasının yüksek tutulması kararı, türün korunması açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Montana FWP, kurt nüfusunu 2011 yılında federal koruma listesinden çıkarılmasından bu yana eyalet yönetimi altında takip ediyor. Ancak son yıllarda yapılan sayımlarda kullanılan yöntemlerin (örneğin, hava sayımları ve izleme çalışmaları) güvenilirliği sorgulanmaya başlanmıştı. FWP'nin kabul ettiği üzere, önceki tahminlerde kurtların üreme oranları ve sürü büyüklükleri gerçekçi olmayan bir şekilde yüksek varsayılmıştı. Bu nedenle, 2024 av sezonu için belirlenen 300 kurtluk kota, aslında nüfusun önemli bir bölümünü hedef alıyor.
Çevre örgütleri, bu kararın 'kupa avcılığı' anlamına geldiğini ve mevcut kurt popülasyonunun (yaklaşık 1.200) sürdürülebilirliğini tehlikeye atacağını savunuyor. Özellikle Yellowstone Milli Parkı çevresindeki bölgelerde yaşayan kurtların, turizm açısından büyük bir çekim merkezi olduğu hatırlatılıyor. Birçok doğa fotoğrafçısı ve turist, bu bölgeyi kurtları görmek için ziyaret ediyor; bu da yerel ekonomiye milyonlarca dolar katkı sağlıyor. Araştırmacılar, kurtların ekolojik dengeyi koruma açısından da hayati önem taşıdığını, geyik ve koyun gibi otçul hayvan popülasyonlarını kontrol ettiğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Montana'daki kurt avcılığı, yalnızca eyalet içinde değil, ulusal ve hatta uluslararası düzeyde dikkat çekiyor. ABD'de kurtların korunması uzun süredir tartışmalı bir konu. Yellowstone Milli Parkı'na 1995 yılında yeniden kazandırılan gri kurtlar, zamanla diğer eyaletlere de yayılmıştı. Ancak Idaho, Montana ve Wyoming gibi eyaletlerde avcılık yasaları, sığır yetiştiricilerinin ve avcıların baskısıyla giderek gevşetiliyor. Bu durum, federal hükümet ile eyaletler arasında da yetki çatışmasına neden oluyor. Bazı uzmanlar, kurt avcılığını ABD'deki 'vahşi yaşam yönetimi' anlayışındaki ideolojik kutuplaşmanın bir yansıması olarak görüyor.
Uluslararası düzeyde ise bu karar, nesli tehlike altındaki türlerin korunması konusunda örnek teşkil etme potansiyeli taşıyor. Dünya genelinde birçok ülke, kurt gibi büyük etoburların korunması için tedbirler alırken, ABD'de bu tür politikaların geriye gidişi, diğer ülkelerde de olumsuz bir örnek oluşturarak koruma çabalarını zayıflatabilir. Ayrıca, avcılık turizmi ve yaban hayatı turizmi arasındaki ekonomik denge, bu tür kararlarda belirleyici bir rol oynuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, sahip olduğu zengin biyoçeşitlilik ve yaban hayatı ile önemli bir coğrafyada yer alıyor. Özellikle Anadolu'da yaşayan boz ayılar, Anadolu parsı gibi türlerin korunması, uluslararası sözleşmeler (Barselona Sözleşmesi, Bern Sözleşmesi) çerçevesinde taahhüt altında. Bu örnek, yaban hayatı yönetiminde bilimsel verilerin ve sürdürülebilirlik ilkelerinin önemini bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye'nin doğal yaşam alanlarında kaçak avcılık ve habitat kaybı gibi sorunlarla mücadele ettiği göz önünde bulundurulduğunda, bu tür uluslararası gelişmeleri takip etmesi ve kendi koruma politikalarını bilimsel temellere dayandırması büyük önem taşıyor. Ayrıca, ekoturizm potansiyelinin değerlendirilmesi ve yaban hayatı koruma bilincinin artırılması, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlayabilir.