İran ve Orta Doğu uzmanı Afshon Molavi, Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmaya ilişkin değerlendirmesinde, her iki tarafın da birbirine ağır darbeler vurabilecek kapasiteye sahip olduğunu ancak bunun savaşı sona erdirmeye yetmeyeceğini söyledi. Molavi, videolu açıklamasında, çatışmanın askeri boyutunun ötesine geçen bir çıkmazı işaret ederek, tarafların karşılıklı yıpratma stratejisinin kalıcı bir çözüm üretmediğini vurguladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'ten bu yana Yemen'de Husilere karşı yürüttüğü operasyonlar, bölgede insani krizi derinleştirirken askeri açıdan kesin bir sonuç alınamadı. Molavi'nin yorumları, son dönemde artan füze ve insansız hava aracı saldırılarının ardından Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerinin arttığı bir dönemde geldi.
Çatışmanın Arka Planı
Yemen'de 2014 yılında başkent Sanaa'yı ele geçiren Husiler, 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesiyle karşı karşıya kaldı. Koalisyon, meşru hükümeti yeniden iktidara getirmeyi amaçlasa da sekiz yılı aşkın süredir devam eden çatışma, askeri bir çıkmaza dönüştü. Husiler, Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine ve kritik petrol tesislerine yönelik insansız hava araçları ve balistik füzelerle saldırılar düzenleyerek caydırıcılık oluşturmaya çalışıyor. Suudi Arabistan ise hava operasyonlarıyla Husilerin askeri altyapısını hedef alıyor. Molavi, tarafların her ikisinin de karşı tarafa ciddi zarar verme kapasitesine sahip olduğunu, ancak bu durumun savaşı bitirmek için yeterli olmadığını belirtiyor. Uzman, çatışmanın vekalet savaşına dönüştüğünü ve İran'ın Husilere verdiği destek ile Suudi Arabistan'ın ABD ve diğer bölgesel müttefiklerden aldığı yardımın dengeyi koruduğunu ifade ediyor. Bu nedenle, askeri üstünlük sağlansa bile taraflardan birinin tamamen teslim olması beklenmiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen çatışması, Orta Doğu'da İran ile Suudi Arabistan arasındaki rekabetin bir yansıması olarak görülüyor. Husiler, İran'ın bölgesel nüfuzunu yaymak için kullandığı bir araç olarak değerlendirilirken, Suudi Arabistan ise İran'ın etkisini sınırlamaya çalışıyor. Molavi'nin analizi, çatışmanın sadece Yemen'le sınırlı kalmadığını, Kızıldeniz'deki güvenlik ve küresel petrol arzı üzerinde de etkili olduğunu gösteriyor. Son aylarda Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, uluslararası deniz ticaretini tehdit ediyor ve ABD öncülüğündeki koalisyonun müdahalesine yol açıyor. Bu durum, çatışmanın küresel ekonomiye olan etkisini artırıyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın petrol altyapısına yönelik saldırılar, küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara neden oluyor. Molavi, tarafların sert vuruş kapasitesinin caydırıcılık yarattığını ancak kalıcı barış için siyasi diyalog ve müzakere gerektiğini savunuyor. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası aktörlerin çabalarına rağmen, Yemen'de kapsamlı bir ateşkes sağlanamadı. Molavi, savaşın sona ermesi için bölgesel güçlerin çıkarlarının dengelenmesi ve Yemen içi diyalogun güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen çatışmasında taraf olmamakla birlikte, bölgesel istikrar ve deniz ticareti güvenliği açısından gelişmeleri yakından takip ediyor. Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki gerilimin sürmesi, Kızıldeniz'deki ticaret yollarının güvenliğini tehdit ederek Türk ihracatçıları ve enerji ithalatı üzerinde risk oluşturuyor. Türkiye, son yıllarda Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde olup, bölgede diplomatik çözümleri destekliyor. Ayrıca, İran ile dengeli ilişkiler yürüten Ankara, çatışmanın vekalet savaşına dönüşmesinin bölgesel istikrarsızlığı artırmasından endişe ediyor. Molavi'nin analizi, Türkiye'nin arabuluculuk rollerini ve insani yardım çabalarını önemli kılıyor. Türk dış politikası açısından, Yemen'deki çıkmazın sürmesi, bölgesel güç dengelerinde belirsizlik yaratırken, Türkiye'nin aktif diplomasi izlemesi gereğini ortaya koyuyor.