Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi'nin 17. Taraflar Konferansı (COP17), Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da 17-28 Ağustos tarihleri arasında toplanıyor. 196 ülke ve Avrupa Birliği'nden temsilcilerin katıldığı zirvede, küresel ölçekte artan arazi bozulması, kuraklık ve çölleşme sorunlarına karşı acil eylem planları ele alınıyor. BM verilerine göre, dünya genelinde toprakların yaklaşık %40'ı bozulmuş durumda ve bu durum yaklaşık 3,2 milyar insanın yaşamını doğrudan etkiliyor.
Zirvenin Arka Planı: Artan Kuraklık ve Arazi Kaybı
Moğolistan'ın ev sahipliği yaptığı bu zirve, ülkenin kendisinin de ciddi bir kuraklık ve çölleşme tehdidi altında olması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Ülke topraklarının yaklaşık %77'si çölleşme riskiyle karşı karşıya. Son yıllarda artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar, geleneksel göçebe hayvancılığı tehdit ederken, milyonlarca hayvanın telef olmasına yol açan şiddetli kışlar (dzud) yaşanıyor. Bu durum, hem kırsal nüfusun geçim kaynaklarını yok ediyor hem de ülke ekonomisini olumsuz etkiliyor.
Uzmanlar, arazi bozulmasının yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda gıda güvenliği, su kaynakları, biyolojik çeşitlilik ve iklim değişikliğiyle mücadele üzerinde derin etkileri olduğunu vurguluyor. BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi, bu sorunların çözümüne yönelik küresel iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. COP17'de, 2030 yılına kadar 1 milyar hektar bozulmuş arazinin restorasyonu hedefi olan “Sıfır Net Arazi Bozulması” taahhüdünün nasıl hızlandırılacağı masaya yatırılıyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Sadece Çevre Meselesi Değil
Çölleşme ve kuraklık, yalnızca kurak bölgelerin sorunu olmaktan çıkarak küresel bir krize dönüşüyor. İklim değişikliğinin etkisiyle bu durum, Akdeniz havzası, Sahra Altı Afrika, Orta Asya ve Güney Amerika gibi birçok bölgede gıda üretimini tehdit ediyor. Arazi bozulması, göç dalgalarına, toplumsal huzursuzluklara ve çatışmalara yol açabiliyor. Bu nedenle, COP17'de alınacak kararlar, küresel güvenlik ve istikrar açısından da kritik önem taşıyor.
Zirvede, özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme konularında somut adımlar atılması bekleniyor. Ayrıca, sürdürülebilir arazi yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması ve toplumların iklim değişikliğine uyum kapasitelerinin artırılması için iş birliği çağrıları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle iklim değişikliği ve çölleşmenin etkilerini yakından hisseden ülkelerden biri. Özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kuraklık riski her geçen yıl artarken, BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükler Türkiye için stratejik bir öneme sahip. Türkiye, bu zirvede sürdürülebilir arazi yönetimi konusundaki deneyimini paylaşarak bölgesel iş birliğini güçlendirebilir. Ayrıca, Orta Asya ve Afrika'daki gelişmekte olan ülkelere yönelik kalkınma yardımları ve teknik iş birliği projeleri, Türkiye'nin yumuşak güç politikalarıyla örtüşüyor. Bu bağlamda COP17, Türkiye'nin küresel iklim diplomasisindeki rolünü pekiştirmek ve uluslararası fonlardan yararlanmak için önemli bir fırsat sunuyor.