Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Avrupa Birliği'nin (AB) göç akınlarını siyasi baskı aracı olarak kullanan ülkelere karşı daha etkili bir mücadele yürütebilmesi için yeni araçlar geliştirmesi gerektiğini belirtti. Miçotakis, mevcut prosedürlerin, iltica sisteminin istismar edilerek 'hibrit baskı' oluşturulduğu senaryolara yeterince yanıt veremediğini vurguladı. Yunan liderin bu açıklamaları, AB sınırlarına yönelik artan göç baskısı ve üye ülkeler arasındaki dayanışma tartışmalarının gölgesinde geldi. Miçotakis'in çağrısı, özellikle Doğu Akdeniz ve Batı Balkan rotalarında yaşanan hareketlilik nedeniyle AB'nin ortak göç politikasını yeniden şekillendirme çabalarına ivme kazandırabilir.
Gelişmenin Arka Planı
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Avrupa Konseyi Zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada, Avrupa'nın standart prosedürlerinin, sığınma sisteminin araçsallaştırıldığı ve hibrit baskı oluşturulduğu senaryolarla başa çıkmakta yetersiz kaldığını ifade etti. Miçotakis, 'Göç akınlarının bir silah olarak kullanıldığı durumlarla karşı karşıyayız. Bu, ulusal güvenliğimize yönelik bir tehdittir ve AB'nin bu tür hibrit saldırılara karşı koyabilecek yeni araçlara ihtiyacı vardır' dedi. Yunanistan, özellikle 2015-2016 göç krizinden bu yana Türkiye üzerinden gelen düzensiz göçle mücadelede AB'nin ön saflarında yer alıyor. Ülke, Ege Denizi'ndeki adalara ulaşan sığınmacılar için 'sıcak noktalar' (hotspot) oluşturmuş ve AB mali yardımıyla sınır duvarlarını güçlendirmiştir.
Miçotakis'in bu söylemleri, AB'nin Göç ve İltica Paktı üzerindeki müzakerelerin devam ettiği bir döneme denk geldi. Pakt, üye ülkeler arasında sorumluluğun paylaşılmasını ve sınır güvenliğinin artırılmasını öngörüyor. Ancak bazı üye ülkeler, özellikle Orta Avrupa ülkeleri, zorunlu kota uygulamalarına karşı çıkıyor. Miçotakis, 'Göçü bir silah olarak kullanan ülkelere karşı ortak bir tutum sergilemeliyiz. Sınırlarımızı korumak sadece ulusal değil, aynı zamanda Avrupa'nın ortak sorumluluğudur' diye ekledi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Miçotakis'in açıklamaları, Avrupa genelinde göç politikalarının giderek güvenlikleştirildiği bir dönemde geldi. AB ülkeleri, özellikle COVID-19 salgınının ardından artan göç baskısıyla karşı karşıya. Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı (Frontex) verilerine göre, 2023 yılında AB'nin dış sınırlarında yasa dışı geçişler %17 artarak yaklaşık 380 bine ulaştı. Özellikle Orta Akdeniz rotası, Tunus ve Libya üzerinden yoğun göç akınına sahne oluyor. Ancak Doğu Akdeniz'de de Türkiye kıyılarından Yunan adalarına yönelik geçişlerde artış yaşanıyor.
Yunanistan, Türkiye'nin göçmenleri sınırına yönlendirdiğini ve bunu Avrupa'ya baskı yapmak için kullandığını sık sık dile getiriyor. 2020 yılında Yunanistan-Türkiye sınırında yaşanan olaylar, iki ülke arasında ciddi bir krize yol açmıştı. Miçotakis hükümeti, sınır duvarını genişletme ve göçmenlere karşı daha sert önlemler alma konusunda ısrarcı. Bu politikalar, insan hakları örgütleri tarafından eleştirilse de Miçotakis, 'Sınırlarımızı korumak, insan tacirlerine karşı en etkili caydırıcıdır. Bu sayede gerçekten ihtiyaç sahibi olanlara daha iyi koruma sağlayabiliriz' şeklinde savunuyor.
AB düzeyinde ise, göçü 'hibrit tehdit' olarak tanımlama yönünde artan bir eğilim var. Bu yaklaşım, özellikle Belarus'un 2021 yılında AB sınırlarına göçmenleri yönlendirmesinin ardından güç kazandı. Miçotakis, 'Belarus'un eylemleri yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Artık göç akınlarının sadece ekonomik veya insani nedenlerle değil, siyasi amaçlarla da yönlendirilebileceğini görüyoruz' dedi. Bu bağlamda AB'nin, göçü bir baskı aracı olarak kullanan ülkelere karşı yaptırım mekanizmaları geliştirmesi ve sınır yönetimi için daha fazla kaynak ayırması gerektiği tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yunanistan'ın göçü 'silahlı hibrit tehdit' olarak tanımlaması, Türkiye-AB ilişkilerinde hassas bir dengeyi işaret ediyor. Türkiye, 2016 göç anlaşması kapsamında AB'den mali destek alıyor ve göçmenlerin Avrupa'ya geçişini engellemekte önemli bir rol oynuyor. Ancak Ankara'daki yetkililer, Yunanistan'ın göçmenlere yönelik 'itme' (pushback) uygulamalarını sık sık eleştiriyor. Miçotakis'in açıklamaları, Türkiye'yi hedef alan bir söylem olarak yorumlanabilir; ancak iki ülke arasındaki diyalog kanalları açık. Türkiye'nin göçü bir pazarlık kozu olarak kullandığı iddiaları, Ankara tarafından reddediliyor. Bu gelişme, AB'nin göç politikalarında daha güvenlikçi bir çizgiye kaymasına neden olabilir ve bu durum Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir. Öte yandan, Türkiye'nin göç yükünü hafifletmek için AB ile işbirliğini sürdürmesi, her iki tarafın da çıkarına görünüyor.