Mississippi Başsavcılığı, geçtiğimiz haziran ayında Senatobia'daki bir Walmart mağazasında meydana gelen ve 1 yaşındaki Kohen Wiley'nin hayatını kaybettiği olayda görevli polis memurunun güç kullanımının "haklı" olduğunu açıkladı. Başsavcılık ofisi pazartesi günü yaptığı yazılı açıklamada, eyalet soruşturmasının memurun ifadesini desteklediğini belirtti. Olay, ABD'de kolluk kuvvetlerinin güç kullanımı ve silahlı müdahalelerdeki takdir yetkisi üzerine yıllardır süren tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Olayın arka planı: Hırsızlık ihbarından trajediye
Yetkililerin verdiği bilgilere göre olay, Senatobia'da bulunan bir Walmart mağazasında meydana geldi. Bir mağaza hırsızlığı ihbarı üzerine bölgeye sevk edilen polis memuru, olay yerinde şüpheliyle karşılaştı. Başsavcılığın açıklamasında, memurun ateş açtığı sırada ne tür bir tehdit algıladığına dair ayrıntılı bilgi verilmedi. Ancak soruşturma raporunda, memurun "makul bir tehdit" algıladığı ve bu nedenle ateşli silah kullanımının eyalet yasaları çerçevesinde meşru olduğu sonucuna varıldı. Olayda 1 yaşındaki Kohen Wiley isabet alarak yaşamını yitirdi. Çocuğun olay sırasında mağazada annesiyle birlikte olduğu ve ateş hattında kaldığı belirtildi.
Mississippi Başsavcısı Lynn Fitch'in ofisi tarafından yürütülen inceleme, yerel polis departmanının iç soruşturmasının ardından tamamlandı. Başsavcılık, delillerin ve tanık ifadelerinin memurun ifadesiyle uyumlu olduğunu ve herhangi bir cezai kovuşturmaya gerek olmadığını duyurdu. Karar, Mississippi'de polis memurlarının görev başındaki eylemlerinden dolayı nadiren yargılandığı bir ortamda alındı. Son yıllarda ABD genelinde polis şiddeti vakalarında artan kamuoyu baskısına rağmen, eyaletlerin çoğunda savcılar kolluk kuvvetleri lehine kararlar vermeye devam ediyor.
Kohen Wiley'nin ailesi, kararı duyduktan sonra yaptığı açıklamada adaletin yerine gelmediğini savundu. Ailenin avukatı, bağımsız bir federal soruşturma çağrısında bulundu. Aile, olay anında çocuğun silahsız ve savunmasız olduğunu, memurun daha dikkatli davranması gerektiğini öne sürüyor. Yetkililer ise soruşturmanın kapsamlı olduğunu ve tüm delillerin değerlendirildiğini belirtiyor. Olayla ilgili olarak memurun kimliği açıklanmadı; görevine devam edip etmeyeceği ise belirsizliğini koruyor.
ABD'de polis şiddeti ve hesap verebilirlik tartışması
Bu tür kararlar, ABD'de kolluk kuvvetlerinin hesap verebilirliği konusundaki derin ayrılıkları yansıtıyor. Son yıllarda George Floyd ve Breonna Taylor gibi yüksek profilli davalarda kamuoyu tepkisi artmış olsa da, yerel savcıların polis memurlarını aklama eğilimi sıkça eleştiriliyor. Mississippi gibi muhafazakar eyaletlerde, polis sendikalarının güçlü lobi faaliyetleri ve yasal dokunulmazlık (qualified immunity) kavramı, memurlar aleyhine dava açılmasını zorlaştırıyor. Başsavcılığın kararı, eyalet genelinde polis reformu savunucuları için bir hayal kırıklığı olarak nitelendiriliyor. Öte yandan, yetkililer memurun yasalara uygun hareket ettiğini ve olayın bir trajedi olduğunu vurguluyor.
Uzmanlar, bu tür vakaların ABD'de silah kültürü ve polis eğitimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor. Walmart gibi kalabalık mekanlarda yaşanan silahlı olaylarda, sivil kayıpların önlenmesi için daha sıkı prosedürler uygulanması gerektiği yönünde çağrılar var. Ancak mevcut yasal çerçeve, memurlara geniş takdir yetkisi tanıyor. Mississippi'deki bu karar, benzer davalarda emsal teşkil edebileceği için ulusal düzeyde de izleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de polis şiddeti ve hesap verebilirlik konusu, Türkiye'nin doğrudan gündeminde olmasa da, küresel insan hakları söylemi ve ABD'nin uluslararası itibarı açısından dolaylı bir etki yaratıyor. Washington, diğer ülkelere insan hakları ve hukuk devleti tavsiyelerinde bulunurken, kendi içindeki bu tür vakalar eleştirilere zemin hazırlıyor. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde zaman zaman insan hakları ve adalet konularını gündeme getirse de, bu tür yerel olaylar ikili ilişkilerde belirleyici bir rol oynamıyor. Yine de ABD'deki sistematik sorunlar, küresel kamuoyunda ABD'nin ahlaki liderliğini sorgulatan bir faktör olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin bu tür haberleri yakından izlemesi, uluslararası platformlarda kendi pozisyonunu güçlendirmesi için bir referans noktası oluşturabilir.