Çarşamba günü Mısır'ın Süveyş Körfezi kıyısındaki liman kenti Eylül'e düzenlenen silahlı saldırı, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği Süveyş Kanalı'nın güvenliğine ilişkin ciddi endişeleri yeniden alevlendirdi. Saldırıda ölen ya da yaralanan olmazken, bölgedeki istikrarsızlığın küresel tedarik zincirlerine yönelik potansiyel tehdidini gözler önüne serdi.
Gelişmenin Arka Planı
Saldırı, Mısır'ın Sina Yarımadası'nın güneybatısında, Kanal'ın Akdeniz'e açılan ağzının yaklaşık 40 kilometre güneyinde yer alan Eylül limanını hedef aldı. Yerel güvenlik kaynakları, saldırganların limanın dışındaki bir güvenlik noktasına ateş açtığını, ardından olay yerinden kaçtığını bildirdi. Mısır ordusu, bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattığını ve saldırganların yakalanması için çalışmaların sürdüğünü açıkladı.
Bu saldırı, Süveyş Kanalı'nın stratejik önemine yönelik son dönemde yaşanan en ciddi güvenlik olaylarından biri olarak kayda geçti. Kanal, Asya ile Avrupa arasındaki en kısa deniz yolu olması nedeniyle küresel ticaretin bel kemiğini oluşturuyor. Her yıl yaklaşık 19.000 gemi, toplam 1,2 milyar ton yük ile kanaldan geçiyor. Bu hacim, dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sine tekabül ediyor.
Mısır hükümeti, 2015 yılında kanalın kapasitesini artırmak için 8 milyar dolarlık bir genişletme projesi tamamlamıştı. Bu projeyle günlük gemi geçiş sayısı 49'dan 97'ye çıkarıldı ve bekleme süreleri üç günden üç saate düşürüldü. Ancak bu ekonomik başarı, aynı zamanda bölgenin güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Uzmanlar, bu saldırının bölgedeki güvenlik durumunun ne kadar kırılgan olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Sina Yarımadası, uzun süredir Mısır güvenlik güçleri ile İslamcı militan gruplar arasında çatışmalara sahne oluyor. Özellikle doğu Sina'da faaliyet gösteren ve IŞİD'e bağlılığını bildirmiş olan militan gruplar, son yıllarda çeşitli saldırılar düzenlemişti. Ancak kanalın batısında, anakara tarafında bu tür bir saldırının gerçekleşmesi daha nadir görülen bir durum.
Saldırının ardından uluslararası nakliye şirketleri, bu güzergâhtaki güvenlik risklerini yeniden değerlendirmeye başladı. Küresel tedarik zincirlerinin pandemiden henüz tam olarak kurtulamadığı bir dönemde, Süveyş Kanalı'nda yaşanabilecek herhangi bir kesinti, dünya ticareti üzerinde önemli etkilere yol açabilir. 2021 yılında Ever Given gemisinin kanalda karaya oturması, altı günlük bir trafik durmasına ve günlük yaklaşık 9 milyar dolarlık ticaretin aksamasına neden olmuştu.
Mısır yetkilileri, kanalın güvenliğini sağlamak için son yıllarda geniş çaplı önlemler aldı. Kanalın her iki yakasında askeri güvenlik bölgeleri oluşturuldu, insansız hava araçlarıyla devriye görevleri artırıldı ve radarla sürekli izleme yapılıyor. Ancak uzmanlar, bu önlemlerin yalnızca kanalın kendisini koruduğunu, çevredeki bölgelerin güvenliğinin hâlâ kırılgan olduğunu vurguluyor.
Saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı. Ancak olay, bölgede artan jeopolitik gerilimlerin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. İsrail'in Gazze'deki operasyonları, Kızıldeniz'de Yemen'deki Husi milislerinin ticari gemilere yönelik saldırıları ve İran ile Batı arasındaki gerginlik, bölgenin güvenlik mimarisini zorluyor. Husilerin, Gazze'deki savaş nedeniyle Kızıldeniz'deki ticari gemilere düzenlediği saldırılar, birçok nakliye şirketini Ümit Burnu rotasına yönlendirmiş, bu da taşıma sürelerini ve maliyetlerini önemli ölçüde artırmıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Süveyş Kanalı'nın güvenliği, Türkiye'nin dış ticareti açısından hayati önem taşıyor. Türkiye'nin Mısır'la olan ticaret hacmi 7 milyar doların üzerinde ve bu ticaretin büyük kısmı deniz yoluyla gerçekleştiriliyor. Kanalda yaşanabilecek bir aksama, Türkiye'nin hem Avrupa hem de Asya pazarlarıyla olan ticaretini doğrudan etkileyebilir. Ayrıca Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve Libya'daki varlığı düşünüldüğünde, bölgedeki istikrar Türkiye'nin ulusal güvenliği için de kritik bir faktör. Türkiye'nin, Mısır'ın bu güvenlik açığını kapatmasına yönelik uluslararası çabalara destek vermesi ve bölgesel iş birliğini güçlendirmesi, hem kendi ekonomik çıkarları hem de bölgesel barış için önem taşıyor.