ABD federal savcıları, Michigan Üniversitesi'ni İsrail ile mali bağlarını koparmaya zorlamak amacıyla bir gözdağı ve taciz kampanyası yürüttükleri iddia edilen Filistin yanlısı aktivistlere yönelik iddianameyi açıkladı. Michigan Doğu Bölgesi Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, 17 Şubat 2026 tarihinde mahkeme tarafından mühürsüz hale getirildi. Belgede, aktivistlerin üniversite yöneticilerine yönelik sistematik bir sindirme girişiminin parçası olarak tehditkar mesajlar, izinsiz takip ve toplu protestolar düzenledikleri ileri sürülüyor.
Gelişmenin arka planı
İddianameye göre, şüpheliler arasında üniversitenin eski öğrencileri ve bölgedeki Filistin yanlısı örgütlerin üyeleri bulunuyor. Aktivistlerin, üniversite yönetimini İsrail menşeli şirketlerle yapılan sözleşmeleri feshetmeye ve İsrail devletiyle ilişkili yatırım fonlarını elden çıkarmaya zorlamak için bir dizi eylem planladıkları belirtiliyor. Bu eylemler arasında, üniversite rektörü ve dekanlara binlerce otomatik mesaj göndermek, ev adreslerini ifşa etmek ve kampüste akademik faaliyetleri sekteye uğratmak yer alıyor.
Michigan Üniversitesi yönetimi, olayla ilgili olarak daha önce yaptığı açıklamada, protestoların ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığı sürece hoşgörüyle karşılanacağını, ancak tehdit ve tacizin asla kabul edilemeyeceğini vurgulamıştı. Federal soruşturma, Ekim 2023'te başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından ABD üniversitelerinde artan Filistin yanlısı protestolar ve antisemitizm suçlamaları bağlamında dikkat çekiyor.
Savcılık, iddianamede aktivistlerin 'kişiler arası ticareti etkileyen tehditler' ve 'federal yasaları ihlal eden komplo' ile suçlandığını belirtti. Suçlamalar, her biri için 5 ila 20 yıl arasında değişen hapis cezaları öngörüyor. Aktivistlerin avukatları ise müvekkillerinin barışçıl protesto haklarını kullandıklarını ve suçlamaların siyasi amaçlı olduğunu savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu dava, ABD'de üniversite kampüslerinde Filistin yanlısı hareketin yargısal baskıyla karşılaştığı önemli bir örnek teşkil ediyor. Columbia, Harvard ve NYU gibi diğer büyük üniversitelerde de benzer protestolar ve hukuki süreçler yaşanmıştı. Davanın sonucu, ifade özgürlüğü ile ulusal güvenlik ve kamu düzeni arasındaki dengeye ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirebilir.
Michigan Üniversitesi'nin İsrail ile mali bağları, savaşın başlamasından bu yana yoğun eleştiri konusu. Üniversite yönetimi, devlet üniversitesi olarak İsrail karşıtı boykot çağrılarına uymayacağını, zira bu tür eylemlerin akademik özgürlüğü ve kurumsal tarafsızlığı ihlal ettiğini açıklamıştı. Aktivistler ise üniversitenin İsrail işgaline suç ortaklığı yaptığını iddia ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, Türkiye'de de benzer Filistin yanlısı hareketlerin hukuki ve siyasi sınırlarını dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye, İsrail-Filistin çatışmasında geleneksel olarak Filistin davasını destekleyen bir tutum izlese de, ABD'deki yargılamalar, ifade özgürlüğü ile kamu düzeni arasındaki dengenin önemini hatırlatıyor. Özellikle Türk üniversitelerinde yükselen Filistin yanlısı söylem, benzer baskı gruplarının oluşmasına yol açabilir. Ancak Türkiye'nin ABD'den farklı hukuk sistemi ve siyasi kültürü, bu tür davaların doğrudan emsal teşkil etmesini sınırlıyor. Küresel ölçekte ise dava, akademik kurumların siyasi boykotlarla ilişkisini yeniden tartışmaya açıyor.