Eski Avrupa Birliği Brexit başmüzakerecisi Michel Barnier, istikrarsız bir dünyada Birleşik Krallık'ın eski muafiyetleriyle (opt-out) Avrupa Birliği'ne yeniden katılmasının 'tamamen mümkün' olduğunu söyledi. Barnier, The Guardian'a verdiği kapsamlı röportajda, Boris Johnson'ın Brexit sürecindeki tutumunu 'güç kazanmak için alaycı' olarak nitelendirirken, AB'nin geleceği ve genişleme politikası hakkında da çarpıcı açıklamalarda bulundu. Fransız siyasetçi, AB'nin Batı Balkanlar ve Ukrayna gibi ülkeleri kapsayacak şekilde genişlemesi gerektiğini, ancak bu sürecin aceleye getirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Barnier'den Johnson'a sert eleştiri
Barnier, 2016-2019 yılları arasında AB adına Brexit müzakerelerini yürüten isim olarak, İngiltere'nin ayrılma sürecine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Dönemin başbakanı Boris Johnson'ı 'iktidara gelmek için alaycı bir tutum sergilemekle' suçlayan Barnier, Johnson'ın Brexit kampanyasında gerçekleri çarpıttığını ve AB karşıtı söylemleri popülist bir araç olarak kullandığını belirtti. Barnier'e göre Johnson, 'ülke çıkarlarından ziyade kişisel hırsları' doğrultusunda hareket etti ve bu durum İngiltere-AB ilişkilerinde kalıcı hasara yol açtı.
Barnier, İngiltere'nin AB'den ayrılmasının ardından yaşanan ekonomik zorluklara da dikkat çekti. 'İngiltere, Brexit sonrası ticaret engelleri, iş gücü kıtlığı ve yatırım azalması gibi sorunlarla karşı karşıya. Bu zorluklar, ülkenin AB'ye yeniden yaklaşmasına neden olabilir' diyen Barnier, olası bir yeniden katılımda İngiltere'nin eski opt-out'larını (ortak para birimi, Schengen gibi muafiyetler) koruyabileceğini ifade etti. Ancak bunun 'kolay bir süreç olmayacağını' ve AB üyesi ülkelerin onayının gerekeceğini vurguladı.
AB'nin genişlemesi ve Türkiye faktörü
Barnier, AB'nin gelecekteki genişleme stratejisine de değindi. Batı Balkanlar, Ukrayna ve Moldova'nın AB üyeliği için 'somut adımlar atılması gerektiğini' belirten Barnier, ancak bu ülkelerin 'hukukun üstünlüğü, yolsuzlukla mücadele ve demokratik standartlar' gibi alanlarda reform yapması gerektiğini söyledi. 'Genişleme süreci, AB'nin değerlerine bağlılıkla ilerlemeli. Aceleci davranmak, Birliğin iç işleyişini zora sokabilir' diyen Barnier, Ukrayna'nın üyelik sürecinin 'jeopolitik bir zorunluluk' olduğunu ancak 'teknik ve siyasi kriterlerin' göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Barnier'in Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin görüşleri ise daha temkinliydi. 'Türkiye, AB için stratejik bir ortak, ancak mevcut siyasi durum ve insan hakları endişeleri üyelik müzakerelerinde ciddi engeller oluşturuyor' diyen Barnier, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin 'pragmatik bir çerçevede' sürdürülmesi gerektiğini savundu. Barnier, ayrıca AB'nin savunma ve güvenlik alanında daha bağımsız bir politika izlemesi gerektiğini, bu bağlamda Türkiye ile işbirliğinin 'önemli fırsatlar' sunduğunu ancak bunun 'karşılıklı güven' gerektirdiğini ekledi.
Küresel istikrarsızlık ve AB'nin rolü
Röportajında küresel istikrarsızlığa da dikkat çeken Barnier, ABD-Çin rekabeti, Rusya'nın Ukrayna saldırısı ve Orta Doğu'daki krizlerin AB'yi 'daha birleşik ve güçlü' olmaya zorladığını söyledi. 'AB, 27 üyesiyle küresel bir aktör olarak sorumluluk almalı. Ancak bunun için üye ülkeler arasında daha fazla dayanışma ve ortak karar alma mekanizmalarına ihtiyaç var' diyen Barnier, Brexit sonrası AB'nin 'daha homojen' hale geldiğini ancak iç reformların hala tamamlanmadığını ifade etti. Barnier, özellikle göç politikası, enerji güvenliği ve dijital dönüşüm gibi alanlarda ortak Avrupa çözümlerinin önemini vurguladı.
Barnier'in açıklamaları, İngiltere-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açılıp açılmayacağı sorusunu gündeme getirdi. İngiltere'de yapılan son kamuoyu yoklamaları, Brexit sonrası pişmanlığın arttığını ve yeniden katılım fikrinin giderek daha fazla destek gördüğünü ortaya koyuyor. Ancak siyasi analistler, İngiltere'nin AB'ye dönüşünün 'en az beş yıl alabileceğini' ve bu süreçte 'yoğun siyasi tartışmaların' yaşanacağını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Barnier'in açıklamaları, Türkiye-AB ilişkileri açısından iki önemli noktaya işaret ediyor. Birincisi, Barnier'in Türkiye'nin üyelik sürecine mesafeli duruşu, Ankara'nın AB ile ilişkilerinde 'masadaki seçeneklerin' sınırlı olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin üyelik perspektifi zayıflarken, gümrük birliğinin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi somut adımlar öne çıkabilir. İkinci olarak, Barnier'in AB'nin savunma ve güvenlik alanında daha bağımsız olması gerektiği yönündeki vurgusu, Türkiye'nin NATO içindeki konumu ve AB ile güvenlik işbirliği açısından fırsatlar yaratabilir. Ancak bu işbirliğinin, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs gibi konulardaki gerilimler nedeniyle sınırlı kalması muhtemel. Genel olarak, Barnier'in röportajı, AB'nin genişleme ve derinleşme sürecinde Türkiye'nin 'ne tam içeride ne tam dışarıda' bir konumda kalmaya devam edeceğini teyit ediyor.