Metropolitan Polisi (Met), 16 yaşındaki Daryl McLune’u hatalı bir şekilde annesini öldürmeye teşebbüsle tutuklaması ve gözaltında tutması nedeniyle ırk ayrımcılığı davasını kaybetti. Central London Sulh Ceza Mahkemesi, polisin McLune’a karşı orantısız güç kullandığına ve tutuklama sırasında ırkçı önyargılarla hareket ettiğine hükmetti. Olay, McLune’un annesinin intihar girişiminin ardından yaşanmıştı.
Olayın Arka Planı ve Mahkeme Süreci
Daryl McLune, 2021 yılında henüz 16 yaşındayken, annesi kendini öldürmeye çalıştıktan hemen sonra polis tarafından gözaltına alındı. Annesinin hayati tehlikesi devam ederken genç, 23 saat boyunca nezarette tutuldu ve sorgulandı. Polis, McLune’un annesini öldürmeye teşebbüs ettiğini iddia etti, ancak soruşturma sonucunda suçlamalar düştü. McLune, tutuklama sırasında polisin kendisine karşı agresif davrandığını, sözlü tacizde bulunduğunu ve ırkçı ifadeler kullandığını iddia etti. Mahkeme, polisin McLune’a karşı “aşırı güç” kullandığına ve bu tutumun ırkçı önyargılardan kaynaklandığına karar verdi. Ayrıca, olayın hemen ardından McLune’un avukatının defalarca serbest bırakılması talebine rağmen polisin bu talepleri görmezden geldiği ortaya çıktı.
Mahkeme başkanı, kararında Metropolitan Polisi’nin “siyahi gençlere karşı sistematik bir önyargı” sergilediğini ve bu durumun kurumsal ırkçılığın bir göstergesi olduğunu vurguladı. McLune’un ailesi, polisin bu tutumunun travmatik olduğunu ve oğullarının psikolojik olarak zarar gördüğünü belirtti. Dava, İngiltere’de polisin ırkçı uygulamalarına ilişkin uzun süredir devam eden tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu dava, Birleşik Krallık’ta polis teşkilatına yönelik güven bunalımını derinleştiren bir dizi olayın son halkası. Özellikle 2020’de George Floyd’un öldürülmesinin ardından tüm dünyada polis şiddetine karşı yükselen tepkiler, Met’in de hedef tahtasına oturmasına neden oldu. İngiltere’de siyahi topluluklar, polisin orantısız güç kullanımı ve ırkçı profilleme yaptığına dair yıllardır şikayetlerde bulunuyor. McLune vakası, bu şikayetlerin mahkeme tarafından da teyit edildiği nadir örneklerden biri oldu. Karar, İngiltere’de polisin ırkçı uygulamalarına karşı yasal bir emsal teşkil edebilir. Aynı zamanda diğer ülkelerde polis reformu talep eden hareketlere de ilham kaynağı olması muhtemel.
Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı, kararın ardından Met’in uygulamalarını gözden geçireceğini açıkladı. Polis teşkilatı, ırkçılıkla mücadele birimi kurma sözü vermiş olsa da, bu tür vakalar sistemik sorunun devam ettiğini gösteriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin benzer davalardaki içtihatları da göz önüne alındığında, bu karar uluslararası alanda polis hesap verebilirliği tartışmalarına katkı sunabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, Türkiye’de polis gücünün kullanımı ve azınlık hakları konusunda önemli bir ders niteliği taşıyor. Türkiye'de de polis şiddeti ve ayrımcı profilleme iddiaları sıkça gündeme gelirken, McLune kararı uluslararası hukukta polisin hesap verebilirliğinin altını çiziyor. Özellikle Türkiye'nin AB üyelik sürecinde, polis reformu ve insan hakları standartlarına uyum kritik öneme sahip. Ayrıca, bu karar Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarına, polis uygulamalarının denetlenmesi ve mağdurların adalete erişimi konusunda emsal teşkil edebilecek bir argüman sunuyor. Küresel ölçekte polisin güç kullanımına dair artan duyarlılık, Türk kamuoyunun da bu konudaki farkındalığını artırabilir.