Melbourne’da bağlantılı bir iş adamına yönelik tecavüz suçlamasında, iddia makamı Çarşamba günü mahkemeye sunduğu savunmada, sözde mağdurun ifadesindeki 'boşluklar ve tutarsızlıkların' aslında onun güvenilirliğini artırdığını öne sürdü. Avustralya’nın en yüksek mahkemelerinden biri olan Victoria Yüksek Mahkemesi’nde görülen davada, savcılık mağdurun iddialarını uydurmuş olsaydı 'çok daha iyi bir iş çıkarabileceğini' söyledi. Sanık, 50’li yaşlarındaki bağlantılı bir iş adamı, 2018 yılında kendisini bir parti sonrası evine bırakan bir kadına tecavüz etmekle suçlanıyor. Kadın, olayı iki yıl sonra polise bildirdi. Savcı, mağdurun anlatımındaki 'garipliklerin' onun yalan söylediği anlamına gelmediğini, aksine travma sonrası hafıza bozukluklarının tipik bir göstergesi olduğunu belirtti. Sanık avukatı ise, kadının ifadesinin güvenilmez olduğunu ve iddialarını uydurduğunu savundu. Dava, Avustralya’da cinsel saldırı mağdurlarının adalet arayışında karşılaştıkları zorlukları bir kez daha gündeme getirdi.
Davaya ilişkin detaylar ve iddialar
Mahkeme kayıtlarına göre, mağdur kadın olaydan hemen sonra polise gitmek yerine arkadaşlarına ve ailesine olayı anlattı. İki yıl sonra polise başvurduğunda, ifadesinde bazı tarihler ve olayların sırası konusunda tutarsızlıklar olduğu ortaya çıktı. Savcı, bu tür tutarsızlıkların cinsel saldırı mağdurlarında yaygın olduğunu, özellikle de travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayanlarda. Savcı, 'Mağdur olayı daha önce anlattığı kişilere bile farklı versiyonlar anlatmış olabilir, bu onun yalan söylediği anlamına gelmez' dedi. Sanık avukatı ise, kadının iddialarını uydurduğunu kanıtlamak için mağdurun olaydan sonra sosyal medyada mutlu ve eğlenceli görüntüler paylaştığını, hatta bir erkekle flört ettiğini gösteren mesajları mahkemeye sundu. Mahkeme, mağdurun psikolojik değerlendirmesini ve olay gecesi kullanılan cep telefonu kayıtlarını incelemeye aldı. Duruşma önümüzdeki hafta devam edecek.
Toplumsal ve hukuki boyut
Bu dava, sadece Avustralya’da değil, dünya genelinde cinsel şiddet mağdurlarının ifadelerinin nasıl değerlendirildiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Kadın hakları örgütleri, mağdurların travma sonrası anlatımlarındaki tutarsızlıkların yanlış yorumlandığını ve bunun birçok davada cezasızlığa yol açtığını belirtiyor. Avustralya’da son yıllarda cinsel saldırı suçlarında ihbar oranı artsa da, mahkûmiyet oranları hala düşük seyrediyor. Uzmanlar, yargıçların ve jürilerin cinsel şiddet olaylarının psikolojik etkileri konusunda daha fazla eğitilmesi gerektiğini savunuyor. Dava, aynı zamanda sosyal ve ekonomik güç sahibi kişilere yönelik suçlamaların nasıl ele alındığına da ışık tutuyor. Sanığın bağlantılı bir iş adamı olması, adalet sisteminde çifte standart olup olmadığı sorusunu akıllara getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, Avustralya’da yaşansa da Türkiye’deki cinsel suç mağdurlarının adalet arayışındaki sorunlarla benzerlikler taşıyor. Türkiye’de de mağdurların ifadelerindeki tutarsızlıklar sıklıkla gerekçe gösterilerek davalar düşüyor veya sanıklar cezasız kalıyor. Türk yargısının travma bilinci konusunda eğitilmesi ve cinsel suçlarla mücadelede uluslararası standartların benimsenmesi önem taşıyor. Bu tür davaların sonuçları, Türkiye’deki benzer süreçlere emsal teşkil edebilecek nitelikte olmasa da, kamuoyu oluşturma ve farkındalığı artırma açısından değerlendirilebilir. Ayrıca, küresel kadın hareketinin güçlenmesiyle birlikte Türkiye’nin de cinsel şiddetle mücadelede yasal reformlara yönelmesi bekleniyor.