Meksika'da 2021 yılında Andrew Ivey, "'I Have Other Data': The Guardia Nacional and the Entrenchment of Mexico's Militarization" başlıklı çalışmasında, ülkenin bir militarizasyon tuzağına doğru sürüklendiği uyarısında bulunmuştu. Aradan geçen beş yılın ardından, Trump yönetiminin artan baskısı ve Meksika hükümetinin güvenlik politikalarındaki tercihleri, bu uyarıların ne kadar isabetli olduğunu gözler önüne serdi. Ülke, askerileşmiş bir polis devleti yapısına doğru geri dönüşü olmayan bir şekilde ilerliyor.
Militarizasyonun Arka Planı ve Guardia Nacional'ın Kuruluşu
Meksika'da güvenlik güçlerinin askerileştirilmesi süreci yeni değil. 2006 yılında dönemin Devlet Başkanı Felipe Calderón'un uyuşturucu kartellerine karşı başlattığı "savaş", orduyu sokaklara indirmişti. Ancak asıl dönüm noktası, 2019'da Andrés Manuel López Obrador (AMLO) döneminde kurulan Guardia Nacional (Ulusal Muhafızlar) oldu. Başlangıçta sivil bir polis gücü olarak tasarlanan bu birim, kısa sürede askeri bir yapıya büründü ve doğrudan Savunma Bakanlığı'na (SEDENA) bağlandı.
Ivey'in 2021'deki analizi, Guardia Nacional'ın kurumsal yapısının sivil denetimden kopuk olduğunu ve askeri vesayeti derinleştirdiğini ortaya koyuyordu. O dönemde Meksika hükümeti, Guardia Nacional'ı anayasada güvence altına alarak kalıcı hale getirdi. Bu adım, ordunun yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda göç kontrolü, altyapı projeleri ve hatta gümrük gibi alanlarda da yetkilendirilmesinin önünü açtı. Askeri personel, artık ülkenin dört bir yanında devletin temel işlevlerini yürütüyor.
2024'te göreve gelen Claudia Sheinbaum yönetimi, selefi AMLO'nun askerileştirme politikalarını büyük ölçüde sürdürdü. Sheinbaum, Guardia Nacional'ı SEDENA'ya bağlı tutma kararlılığını korurken, askeri harcamaları da artırdı. Bu süreçte ordunun ekonomideki ağırlığı da büyüdü: askeri mühendislik birimleri, tren yolları, havalimanları ve rafineriler inşa ediyor; askeri şirketler, gümrük işletmeciliği ve turizm tesisleri işletiyor. Meksika, Latin Amerika'da ordunun sivil hayata en fazla nüfuz ettiği ülkelerden biri haline geldi.
Trump Yönetiminin Baskısı ve Bölgesel Yansımalar
Meksika'daki militarizasyon süreci, yalnızca iç dinamiklerle şekillenmiyor. ABD'de Donald Trump'ın 2025'te yeniden iktidara gelmesiyle birlikte, Meksika'ya yönelik baskılar arttı. Trump yönetimi, Meksika'dan uyuşturucu kartellerine karşı daha sert önlemler almasını, hatta ABD askerlerinin Meksika topraklarında operasyon yapmasına izin vermesini talep ediyor. Bu talepler, Meksika'nın egemenliği açısından büyük tartışma yaratırken, hükümeti askeri çözümlere daha da bağımlı hale getiriyor.
Öte yandan, Meksika'nın militarizasyonu bölgesel bir trendin parçası. Brezilya, Kolombiya ve El Salvador gibi ülkelerde de ordunun iç güvenlikteki rolü artıyor. Ancak Meksika örneği, askeri gücün sivil yönetim üzerindeki vesayetinin kurumsallaşması bakımından ayrı bir yerde duruyor. Guardia Nacional'ın anayasal statüsü, onu sivil denetim mekanizmalarının dışına taşıyor; bu da insan hakları ihlalleri ve hesap verebilirlik sorunlarını beraberinde getiriyor.
Uluslararası kamuoyu, Meksika'daki bu dönüşümü endişeyle izliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ve Birleşmiş Milletler, askeri güçlerin kolluk kuvveti olarak kullanılmasının keyfi gözaltılar, işkence ve yargısız infazları artırdığını raporluyor. Meksika'da 2006'dan bu yana 400 binden fazla kişi şiddet olaylarında hayatını kaybetti ve 100 binden fazla kişi kayboldu. Bu tablo, militarizasyonun güvenlik sağlamadığını, aksine şiddeti derinleştirdiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Meksika'daki militarizasyon süreci, Türkiye için doğrudan bir dış politika meselesi olmasa da, güvenlik ve demokrasi dengesi açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, kendi güvenlik politikalarında zaman zaman askeri çözümlere ağırlık veren bir ülke olarak, Meksika örneğinden ders çıkarabilir. Sivil denetimden kopuk askeri yapılar, uzun vadede demokratik kurumları zayıflatır ve hesap verebilirliği azaltır. Ayrıca, ABD'nin Meksika'ya yönelik baskısı, Türkiye'nin de benzer şekilde stratejik özerklik ve egemenlik konularında karşılaşabileceği zorluklara işaret ediyor. NATO üyesi olarak Türkiye, askeri gücün sivil yönetim altında tutulması ilkesini güçlendirmeli; bölgesel güvenlik mimarisinde demokratik gözetim mekanizmalarını önceliklendirmelidir. Meksika'daki gelişmeler, otoriterleşme eğilimlerinin küresel ölçekte yaygınlaştığını ve Türkiye'nin bu trende karşı duyarlı olması gerektiğini hatırlatıyor.