Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) zirvesinde kabul edilen ve 'Mekke Paktı' olarak adlandırılan bildirge, doğrudan Hindistan'ı hedef almasa da, Güney Asya'daki stratejik denklemi yeniden şekillendirebilecek bir nitelik taşıyor. Pakistan'ın Keşmir meselesini gündeme taşıma çabaları, paktın kapsamı ve bölgesel yansımaları, Hindistan'ı yakından ilgilendiriyor. Paktın içeriği, özellikle Pakistan ile Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşmanın boyutları ve İslam ülkelerinin ortak tutumu, Yeni Delhi'de ciddi bir diplomatik değerlendirme konusu oldu.
Paktın Arka Planı ve İçeriği
İslam İşbirliği Teşkilatı'nın 14. Zirvesi, 31 Mayıs 2019 tarihinde Mekke'de toplandı. Zirvenin ana gündem maddelerinden biri, özellikle Pakistan'ın gündeme getirdiği Keşmir meselesiydi. Zirve sonunda yayınlanan bildiride, Keşmir'deki durumdan duyulan endişe dile getirilirken, Hindistan'ın 5 Ağustos 2019'da Jammu ve Keşmir'in özel statüsünü kaldıran kararı kınandı. Ayrıca, İslam ülkelerinin, Müslüman toplulukların haklarının korunması konusunda işbirliği yapma kararı aldığı vurgulandı. Bu durum, Hindistan'ın iç işlerine müdahale olarak yorumlandı ve Yeni Delhi yönetimi tarafından sert bir dille eleştirildi.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı, yayınladığı açıklamada, bildirinin 'tek taraflı' ve 'gerçeklerden uzak' olduğunu belirterek, Keşmir'in Hindistan'ın ayrılmaz bir parçası olduğunu ve hiçbir dış gücün bu konuda söz sahibi olamayacağını ifade etti. Buna karşılık Pakistan, paktı kendi diplomasisinin bir zaferi olarak nitelendirdi. Paktın, Keşmir meselesinde uluslararası toplumun dikkatini çekmek açısından önemli bir adım olduğunu savundu. Ancak uzmanlara göre, paktın bağlayıcılığı ve uygulanabilirliği sınırlı; bu daha çok siyasi bir irade beyanı olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel Güç Dengeleri ve Küresel Yansımalar
Mekke Paktı, sadece Güney Asya'yı değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkileyebilecek potansiyele sahip. Suudi Arabistan'ın, Pakistan ile olan geleneksel müttefiklik ilişkisini bu paktla daha da güçlendirmesi, Hindistan'ın Körfez ülkeleriyle kurduğu ekonomik ve stratejik ilişkiler açısından yeni bir parametre oluşturuyor. Özellikle, Hindistan'ın enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşıladığı Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile olan ilişkileri, İslam dünyasının ortak tavrı karşısında yeniden şekillenebilir.
Pakt, ayrıca, İslam ülkeleri arasında dayanışmayı artırma amacı taşıyor; bu da Hindistan'ın büyük Müslüman nüfusu göz önüne alındığında, Yeni Delhi'nin iç politikasında da yankı bulabilir. Ancak, Hindistan'ın, Suudi Arabistan ve BAE ile olan stratejik ortaklığını gözden geçirmek yerine, bu ülkelerle diyalog kanallarını açık tutmaya çalıştığı görülüyor. Zira, ekonomik bağlar ve enerji güvenliği, dini dayanışmanın önüne geçebiliyor. Öte yandan, Pakistan'ın bu paktı kendi lehine kullanma çabaları, Hindistan'ın uluslararası platformlarda yalnızlaştırılma ihtimalini gündeme getiriyor. Ancak, Hindistan'ın giderek artan ekonomik ve askeri gücü, bölgesel bir aktör olarak ağırlığını korumasını sağlıyor.
Mekke Paktı'nın, Türkiye'nin de dahil olduğu İİT üyesi ülkelerin ortak bir tutum sergilemesi açısından önemli bir örnek teşkil ettiği söylenebilir. Ancak, paktın uygulanmasına yönelik somut adımların atılıp atılmayacağı, önümüzdeki dönemde uluslararası toplumun gündemini meşgul edecek gibi görünüyor. Özellikle, Keşmir konusunda Hindistan'a yönelik baskıların artması, bölgedeki istikrarı olumsuz etkileyebilir ve taraflar arasında yeni bir krize yol açabilir. Bu nedenle, paktın sadece bir 'bildiri' olarak kalmayıp, gerçek anlamda bir politika değişikliğine yol açıp açmayacağı, dikkatle izlenmesi gereken bir konu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mekke Paktı, Türkiye'nin de üyesi olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde alınan bir karar olması nedeniyle Ankara'yı yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Keşmir konusunda tarihsel olarak Pakistan'ı destekleyen bir tutum sergiliyor ve Hindistan'ın Keşmir'deki politikalarını eleştiriyor. Bu bağlamda, paktın Türkiye'nin geleneksel dış politika çizgisiyle örtüştüğü söylenebilir. Ancak, Türkiye'nin Hindistan ile gelişen ekonomik ilişkileri ve savunma sanayii alanındaki işbirliği, bu tür bir dayanışmanın sınırlarını çiziyor. Ankara, bir yandan İslam dünyasının ortak tavrını sürdürürken, diğer yandan Hindistan ile stratejik dengeleri gözetmek zorunda. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel ve küresel politikalarında denge arayışını sürdüreceğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.