Hükümetler iklim değişikliğiyle mücadele ve ekonomik büyüme için okyanuslara yönelirken, aktivistler kıyı topluluklarının bu dönüşümden dışlanmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Kenya'nın Mombasa kentinde düzenlenen Our Ocean Konferansı'nda bir araya gelen sivil toplum temsilcileri, mavi ekonomi politikalarının yerel halkı da kapsayacak şekilde tasarlanması gerektiğini vurguladı. Konferansın ana gündem maddesi, deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı yoluyla istihdam yaratmak ve iklim krizine çözüm bulmak olsa da, aktivistler bu sürecin adil olması için somut adımlar atılmasını talep ediyor.
Mavi ekonominin yükselişi ve beraberindeki riskler
Mavi ekonomi, okyanus ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı yoluyla ekonomik büyüme, istihdam ve ekosistem sağlığını hedefleyen bir kavram olarak son yıllarda hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların ilgisini çekiyor. Dünya Bankası'na göre, okyanus tabanlı endüstrilerin küresel ekonomik değeri yılda 1,5 trilyon doları buluyor ve bu rakamın 2030'a kadar 3 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Ancak aktivistler, hızlı büyümenin balıkçılık, turizm ve deniz taşımacılığı gibi sektörlerde çalışan yerel toplulukları olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, büyük şirketlerin ve yabancı yatırımcıların okyanus kaynaklarını ele geçirmesi, küçük ölçekli balıkçıların ve kıyı sakinlerinin geçim kaynaklarını tehdit ediyor.
Our Ocean Konferansı'nda adalet çağrısı
Mombasa'da 5-6 Mart 2025 tarihlerinde düzenlenen 9. Our Ocean Konferansı, 120'den fazla ülke ve 500'ün üzerinde sivil toplum kuruluşunun katılımıyla gerçekleşti. Konferansın açılış konuşmasını yapan Kenya Cumhurbaşkanı William Ruto, ülkesinin mavi ekonomi potansiyelini vurgularken, aktivistler sahilde bir protesto düzenleyerek 'Okyanusumuzu koruyun, halkımızı unutmayın' sloganı attı. Greenpeace Afrika direktörü Irene Muthui, "Denizlerimizdeki zenginlik artıyor ama bunun meyvelerini toplayanlar genellikle yabancı şirketler ve zengin ülkeler oluyor. Yerel halk, tarihsel olarak okyanusa bağımlı olan topluluklar bu kârdan pay alamıyor" dedi. Konferansta ayrıca, okyanus koruma alanlarının genişletilmesi, plastik kirliliğinin azaltılması ve sürdürülebilir balıkçılık uygulamaları gibi konular da masaya yatırıldı.
Küresel okyanus yönetişiminde dönüm noktası
Our Ocean Konferansı, 2014'ten bu yana düzenleniyor ve bu yılki toplantı, okyanus koruma hedeflerine ulaşmak için bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. 2022'deki BM Biyolojik Çeşitlilik Konferansı'nda (COP15) kabul edilen '30x30' hedefi doğrultusunda, dünya denizlerinin yüzde 30'unun 2030'a kadar korunan alan ilan edilmesi planlanıyor. Ancak aktivistler, mevcut koruma alanlarının çoğunun 'kâğıt üzerinde' kaldığını ve yeterli denetim olmadığını belirtiyor. Mombasa'da yapılan oturumlarda, özellikle denizcilik sektörünün karbonsuzlaştırılması konusunda somut taahhütler bekleniyor. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), 2050'ye kadar sıfır emisyon hedefi doğrultusunda adımlar atarken, gelişmekte olan ülkeler bu dönüşümün maliyetini karşılamakta zorlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak mavi ekonomi politikalarından doğrudan etkileniyor. Özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarındaki balıkçı toplulukları, turizm işletmeleri ve deniz ticareti, bu küresel dönüşümün merkezinde yer alıyor. Türkiye'nin 2023'te açıkladığı 'Mavi Vatan' konsepti, deniz yetki alanlarını koruma ve kaynakları verimli kullanma hedefiyle örtüşüyor. Ancak Türkiye'nin, özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji keşifleri ve kıyı alanlarının turizme açılması konularında, yerel toplulukların çıkarlarını gözeten kapsayıcı bir mavi ekonomi modeli benimsemesi önem taşıyor. Mombasa'da gündeme gelen adil dönüşüm talepleri, Türkiye'nin de kıyı balıkçılığı ve küçük ölçekli işletmeleri koruyan politikalar geliştirmesi gerektiğini hatırlatıyor.