Filipinler'in Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik iddialarını savunmak için yürüttüğü kampanya, Manila'nın Çin'e karşı uluslararası hukuka dayalı mücadelesini dünya kamuoyunun gündemine taşıyan viral bir ana sahne oldu. Ancak uzmanlara göre bu artan farkındalık, somut kazanımlara dönüşmeyebilir ve bölgedeki statüko büyük ölçüde korunuyor. Filipinler, 2016'da Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi'nin Çin'in dokuz çizgi iddiasını hukuken geçersiz kılan kararını hatırlatarak uluslararası desteği artırmaya çalışıyor. Yine de Çin'in fiili kontrolü ve askeri varlığı, Manila'nın hukuki zaferini pratikte etkisiz kılıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Güney Çin Denizi, yıllardır bölgesel istikrarın en kırılgan noktalarından biri. Filipinler, 2016'daki tahkim kararının ardından Çin'in agresif tutumunu uluslararası platformlarda dile getirmeye başladı. Son dönemde Filipin Donanması ve Sahil Güvenlik unsurları, Çin'in ikinci Thomas Shoal (Ayungin) ve Scarborough Shoal gibi bölgelerdeki faaliyetlerine karşı düzenli devriye ve ikmal görevleri yürütüyor. Bu görevler sırasında Çin Sahil Güvenlik gemileriyle yaşanan gerginlikler, zaman zaman çatışma riskini artırıyor. Manila yönetimi, hem uluslararası hukuka başvurarak hem de müttefikleri ABD, Japonya ve Avustralya ile ortak tatbikatlar yaparak pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Ancak Çin, bölgedeki askeri üslerini genişletmeyi sürdürüyor ve Filipinler'e yönelik ekonomik baskı araçlarını devreye sokuyor.
Uzmanlar, Filipinler'in uluslararası kamuoyunda artan görünürlüğünün kısa vadede somut sonuç doğurmayacağını vurguluyor. Çin'in bölgedeki fiili kontrolü ve askeri üstünlüğü, hukuki kazanımların sahaya yansımasını engelliyor. Ayrıca, ASEAN içinde Güney Çin Denizi konusunda ortak bir tutum sergilenememesi, Manila'nın yalnız kalmasına neden oluyor. ABD'nin bölgedeki varlığı ve Filipinler ile 1951 tarihli karşılıklı savunma anlaşması, Manila'nın güvenlik şemsiyesi olarak öne çıksa da Washington'un doğrudan bir çatışmaya girmekten kaçındığı biliniyor. Bu nedenle Filipinler, diplomatik ve hukuki mücadeleyi sürdürürken, Çin ile ilişkilerini tamamen koparmaktan da imtina ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Güney Çin Denizi, dünya ticaretinin üçte birinin geçtiği kritik bir su yolu olmasının yanı sıra zengin balıkçılık kaynakları ve potansiyel hidrokarbon rezervleriyle stratejik öneme sahip. Çin'in bölgedeki genişlemeci politikaları, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Hindistan gibi ülkelerin de güvenlik endişelerini artırıyor. ABD, özellikle son yıllarda Güney Çin Denizi'nde navigasyon özgürlüğü tatbikatları düzenleyerek Çin'e mesaj veriyor. Ancak Çin, bu tatbikatları protesto ediyor ve bölgedeki egemenlik iddialarından vazgeçmeyeceğini açıkça beyan ediyor. Öte yandan, bölgesel bir anlaşma olan Güney Çin Denizi Davranış Kuralları (COC) müzakereleri yıllardır sürüncemede. Çin, ASEAN ülkeleriyle ikili görüşmeler yaparak kendi lehine bir metin oluşturmaya çalışıyor. Filipinler ise çok taraflı ve uluslararası hukuka dayalı bir çözümden yana. Uluslararası toplumun artan ilgisi, Çin'in bölgedeki faaliyetlerini meşrulaştırma çabalarını zorlaştırsa da, fiili durumu değiştirmeye yetmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Çin Denizi'ndeki gelişmeler, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de küresel güç dengeleri ve uluslararası hukukun üstünlüğü açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz'de benzer egemenlik ve deniz yetki alanı sorunları yaşıyor. Uluslararası tahkim kararlarının uygulanmasındaki zorluklar, Ankara'nın da tecrübe ettiği bir durum. Ayrıca, Çin'in bölgedeki yayılmacı politikaları, Türkiye'nin Asya-Pasifik'e yönelik açılım stratejilerini ve savunma sanayii iş birliklerini etkileyebilir. Türkiye, NATO müttefiki olarak ABD'nin bölgedeki varlığını desteklese de, Çin ile ekonomik ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor. Bu nedenle, Güney Çin Denizi'ndeki istikrarsızlık, Türkiye'nin çok kutuplu dış politikasında dikkatle izlediği bir başlık olmayı sürdürüyor.