Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, gösteriler sırasında meydana gelen maddi hasarların bedelini protestoculara ödetmeyi öngören yasa teklifi, sendikalar ve muhalefetin sert tepkisiyle karşılaştı. Hükümetin "vandalizm faturası" olarak adlandırdığı düzenleme, barışçıl gösterilere katılanların dahi şiddet olaylarından sorumlu tutulmasına yol açabileceği gerekçesiyle eleştiriliyor. Sendikalar, teklifin anayasal protesto hakkını fiilen ortadan kaldıracağını ve kolluk kuvvetlerinin gözaltı uygulamalarını keyfileştireceğini belirtiyor.
Yasa teklifinin arka planı ve içeriği
Fransa'da 2023 yılında emeklilik reformuna karşı düzenlenen kitlesel gösteriler ve ardından yaşanan banliyö olayları, hükümetin güvenlik odaklı bir yasal çerçeve oluşturma çabalarını hızlandırdı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre, son iki yılda gösterilerde kamu binaları, araçlar ve iş yerlerinde milyonlarca avroluk hasar meydana geldi. Macron yönetimi, bu hasarların vergi mükelleflerine yüklenmesi yerine doğrudan eylemcilere fatura edilmesi gerektiğini savunuyor. Teklif, gösteri sırasında yakalanan kişilerin kimlik tespiti yapıldıktan sonra hasar bedelinin tahsili için idari bir süreç başlatılmasını öngörüyor. Ancak metnin ayrıntıları henüz netleşmedi; hangi durumlarda masumiyet karinesinin nasıl uygulanacağı belirsizliğini koruyor.
Sendikalar ve insan hakları örgütleri, teklifin "toplu cezalandırma" anlayışını getirdiğini belirtiyor. Fransa'nın önde gelen işçi konfederasyonlarından CGT'nin hukuk departmanı, "Bir gösteriye katılan herkesi potansiyel vandal ilan etmek, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu düzenleme, polisin keyfi uygulamalarına zemin hazırlar ve vatandaşları sokaktan uzaklaştırmayı amaçlar" açıklamasını yaptı. Muhalefet partileri ise teklifin Anayasa Konseyi'nden döneceğini savunuyor. Özellikle sol eğilimli partiler, düzenlemenin ifade özgürlüğünü ve toplanma hakkını doğrudan hedef aldığını dile getiriyor.
Hükümet kanadı ise eleştirileri reddediyor. Adalet Bakanı Éric Dupond-Moretti, teklifin "şiddeti teşvik edenleri" değil, fiilen zarar verenleri kapsayacağını söyledi. Ancak metnin mevcut hali, zararın kim tarafından verildiğinin tespit edilemediği durumlarda dahi gösteri organizatörlerine ve katılımcılara sorumluluk yükleyebilecek maddeler içeriyor. Bu belirsizlik, düzenlemenin geniş yorumlanması halinde barışçıl eylemcilerin de mağdur olabileceği endişesini güçlendiriyor.
Avrupa ve küresel boyut
Fransa'daki tartışma, Avrupa genelinde protesto hakkına yönelik artan kısıtlamaların bir parçası olarak görülüyor. Son yıllarda İngiltere, İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerde de benzer şekilde gösteri haklarını sınırlayan yasalar gündeme geldi. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, üye ülkelere protesto haklarını koruma çağrısında bulunmuştu. Fransa'daki düzenleme, eğer yasalaşırsa, diğer ülkeler için de emsal teşkil edebilir ve AB genelinde ifade özgürlüğü tartışmalarını alevlendirebilir. Öte yandan, Macron hükümeti, 2024 Paris Olimpiyatları ve çeşitli uluslararası zirveler öncesinde iç güvenliği sağlama baskısı altında. Bu tür yasalar, hükümete geniş takdir yetkisi tanırken, sivil toplumun hareket alanını daraltıyor.
Uzmanlar, düzenlemenin aşırı sağ siyasi hareketlere yarayacağı görüşünde. Göçmen karşıtı ve otoriter eğilimli gruplar, sokak protestolarını "düzen karşıtı" olarak çerçeveleyerek bu tür yasaları destekliyor. Sendikalar, teklifin kabul edilmesi halinde sendikal örgütlenme ve grev hakkının da dolaylı olarak zarar göreceğini belirtiyor. Fransa Anayasa Konseyi'nin daha önce benzer düzenlemeleri iptal ettiği örnekler bulunuyor; bu nedenle teklifin yargısal denetimden geçmesi zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'da protesto hakkına yönelik bu girişim, Türkiye'deki benzer tartışmalarla paralellik taşıyor. Türkiye'de de son yıllarda gösteri ve yürüyüşlere yönelik kısıtlamalar, özellikle metropol belediyelerindeki muhalefet eylemleri çerçevesinde gündeme gelmişti. Macron'un teklifi, Avrupa'da otoriter eğilimlerin yükselişine işaret ederken, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde demokratik standartlar başlığını yeniden öne çıkarabilir. Ayrıca Fransa'daki gelişmeler, Türk sivil toplum kuruluşlarının Avrupa'daki müttefikleriyle dayanışma ağlarını güçlendirmesi için bir fırsat yaratabilir. Ekonomik açıdan doğrudan bir etki beklenmemekle birlikte, protesto kültürünün zayıflaması, yatırım ortamı ve sosyal istikrar algısını uzun vadede etkileyebilir.