Macaristan, Ukrayna ve Moldova'nın Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde önemli bir aşama olan tüm resmî müzakere fasıllarının açılması hamlesini durdurdu. Budapeşte yönetiminin bu kararı, iki ülkenin AB'ye entegrasyon sürecinde yeni bir belirsizlik döneminin kapısını araladı. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin liderleri, Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerine resmen başlama konusunda Aralık 2023'te siyasi bir anlaşmaya varmıştı. Ancak Macaristan'ın itirazları, müzakerelerin pratikte ilerlemesini engelliyor. Brüksel'deki diplomatik kaynaklar, Macaristan'ın vetosunun özellikle Ukrayna'nın azınlık hakları konusundaki endişelerinden kaynaklandığını belirtiyor. Orban hükümeti, Ukrayna'nın Macar azınlığın dil ve eğitim haklarını yeterince garanti altına almadığını savunuyor.
Arka plan: Müzakere çerçevesi ve Macaristan'ın talepleri
Avrupa Birliği, Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerine başlama kararını 14 Aralık 2023'teki Zirve'de almıştı. Ancak müzakerelerin fiilen başlaması, her iki ülke için de bir müzakere çerçevesinin kabul edilmesini gerektiriyor. Bu çerçeve, AB üyesi ülkelerin oybirliğiyle onaylanması gereken bir belge. Macaristan, bu aşamada Ukrayna ile ilgili endişelerini öne sürerek süreci bloke etti. Budapeşte yönetimi, Ukrayna'daki Macar azınlığın anadilinde eğitim ve kültürel faaliyetlerini sürdürebilmesi için Ukrayna'nın yasal düzenlemeler yapmasını talep ediyor. Ukrayna ise bu taleplerin iç siyasette hassas bir konu olduğunu ve Rusya'ya karşı savaşın ortasında bu tür değişikliklerin zaman alacağını savunuyor. Moldova için ise Macaristan'ın öne sürdüğü belirli bir engel bulunmuyor; ancak Budapeşte, Ukrayna ile ilgili blokajını Moldova'ya da yansıtarak iki ülkenin sürecini birbirine bağlamış durumda. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, daha önce de Ukrayna'ya yönelik AB yardım paketlerini ve yaptırımları veto etme tehdidinde bulunmuş, ancak sonunda geri adım atmıştı.
AB Komisyonu, Ukrayna ve Moldova'nın üyelik için gerekli reformları büyük ölçüde yerine getirdiğini ve müzakerelere başlamaya hazır olduğunu değerlendiriyor. Ancak Macaristan'ın vetosu, AB'nin genişleme sürecinde oybirliği kuralının yarattığı kırılganlığı bir kez daha gözler önüne serdi. Brüksel, Macaristan'ı ikna etmek için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Bu arada Ukrayna, Rusya ile savaşın gölgesinde AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak görüyor ve Batı'ya entegrasyonunun hızlanmasını bekliyor. Moldova ise Rusya'nın ayrılıkçı Transdinyester bölgesindeki etkisine karşı AB üyeliğini bir güvence olarak değerlendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, Avrupa Birliği'nin genişleme politikasının yanı sıra Doğu Avrupa'daki jeopolitik dengeleri de etkiliyor. Ukrayna'nın AB üyelik sürecinin yavaşlaması, Rusya'nın savaş stratejisi açısından olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir. Moskova, Ukrayna'nın Batı kurumlarına entegrasyonunu her zaman tehdit olarak görmüş ve bu süreci engellemek için askeri müdahale dahil her yolu denemiştir. Macaristan'ın hamlesi, AB içinde Rusya yanlısı olarak bilinen Orban hükümetinin Moskova'ya dolaylı bir destek sağladığı şeklinde yorumlanıyor. Öte yandan, AB'nin genişleme sürecindeki tıkanıklık, bazı üye ülkelerde genişleme yorgunluğu olarak adlandırılan isteksizliği de besliyor. Fransa ve Almanya gibi büyük ülkeler, AB'nin önce derinleşmesi gerektiğini savunurken, Polonya ve Baltık devletleri Rusya tehdidine karşı Ukrayna'nın bir an önce üye yapılmasını istiyor. Bu iç gerilimler, AB'nin dış politika tutarlılığını zayıflatma riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Macaristan'ın Ukrayna ve Moldova'nın AB üyelik sürecini durdurması, Türkiye açısından dolaylı ama önemli mesajlar içeriyor. Türkiye, 1999'dan bu yana aday ülke statüsünde olmasına rağmen müzakereleri fiilen durma noktasına gelmiş bir ülke olarak, AB'nin genişleme sürecindeki çifte standardı eleştiriyor. AB'nin savaş halindeki Ukrayna'ya üyelik perspektifi sunarken Türkiye'ye aynı hızla yaklaşmaması, Ankara'da rahatsızlık yaratıyor. Öte yandan, Macaristan'ın azınlık hakları gerekçesiyle süreci bloke etmesi, Türkiye'nin Kıbrıs ve Ege sorunları gibi konularda AB içinde veto tehdidini hatırlatıyor. Türkiye, AB ile ilişkilerinde benzer engellerle karşılaştığı için bu gelişmeyi, AB'nin genişleme siyasetindeki kırılganlığın bir teyidi olarak okuyabilir.