Macaristan, Nisan 2024'te yapılan genel seçimlerin ardından siyasi bir dönüşüm yaşıyor. Yeni seçilen merkez sağ Başbakan Peter Magyar, selefi Viktor Orban'ın Avrupa Birliği'nin en sert LGBT+ karşıtı politikaları olarak görülen uygulamalarını değiştirme sözü verdi. Magyar'ın zaferi, özellikle gençler ve kentli seçmenler arasında yükselen bir hoşnutsuzluğun sonucu olarak değerlendiriliyor. Orban'ın 2010'dan bu yana süren iktidarı, medya özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı gibi alanlarda eleştirilere yol açmıştı.
Arka Plan ve Gelişmeler
Macaristan'da 2021'de kabul edilen ve LGBTQ+ içeriklerinin gençlere erişimini sınırlayan yasa, Orban hükümetinin en tartışmalı uygulamalarından biriydi. Avrupa Komisyonu, bu yasanın AB hukukuna aykırı olduğu gerekçesiyle Macaristan aleyhine dava açmıştı. Magyar, seçim kampanyasında bu yasayı yürürlükten kaldıracağını ve AB ile ilişkileri onaracağını vaat etti. Ancak sivil toplum örgütleri, değişikliklerin ne kadar hızlı hayata geçirileceği konusunda temkinli. Magyar'ın partisi Tisza, parlamentoda çoğunluğa sahip olmasına rağmen, Orban'ın Fidesz partisi güçlü bir muhalefet bloğu oluşturuyor. Ayrıca, Macar anayasa mahkemesi ve medya kuruluşlarında hala Orban yanlısı isimler bulunuyor.
Uzmanlar, yasal değişikliklerin birkaç ay içinde başlayabileceğini, ancak tam uygulamanın yıl sonunu bulabileceğini belirtiyor. Avrupa Konseyi ve AB kurumları, süreci yakından izliyor. Magyar hükümeti, aynı cinsiyetten çiftler için evlilik eşitliği olmasa da, yasal tanınma ve evlat edinme haklarında iyileştirme sinyali veriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Macaristan'daki bu dönüşüm, Orta ve Doğu Avrupa'da yankı uyandırdı. Polonya'da 2023'te iktidara gelen Donald Tusk hükümeti de benzer bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Polonya, daha önce AB tarafından "LGBT+ ideolojisiz bölgeler" ilanı nedeniyle eleştiriliyordu. Tusk, bu uygulamaları sona erdirme sözü verdi. Bölgede, AB fonlarının serbest bırakılması için hukukun üstünlüğü ve azınlık hakları konusunda somut adımlar atılması bekleniyor.
Avrupa Birliği, üye ülkelerin temel değerlerine uyum konusunda daha önce Macaristan ve Polonya'ya karşı yaptırım mekanizmalarını kullanmıştı. Magyar'ın seçilmesi, Brüksel'de rahatlama yaratsa da, Macaristan'ın hala AB fonlarının bir kısmını alamadığı unutulmamalı. Bu fonlar, yargı bağımsızlığı ve medya özgürlüğü gibi alanlardaki reformlarla bağlantılı. Yeni hükümet, hem yasal düzenlemelerle hem de pratik uygulamalarla bu reformları hayata geçirmek zorunda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Macaristan'daki bu gelişme, Türkiye'nin AB ile ilişkileri bağlamında dolaylı bir önem taşıyor. AB, genişleme sürecinde aday ülkelerden hukukun üstünlüğü ve azınlık hakları gibi kriterlere uyum bekliyor. Macaristan örneği, AB'nin bu kriterlere uyulmaması halinde yaptırım uygulama kararlılığını gösteriyor. Türkiye, özellikle ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı konularında benzer eleştiriler alıyor. Ancak Macaristan'daki değişim, AB'nin iç siyasetinde de bir esneme yaratabilir; bu da Türkiye ile müzakerelerde yeni bir ivme sağlayabilir. Öte yandan, Orban modelinin Türkiye'deki bazı çevrelerde takdir edildiği biliniyor; Magyar'ın başarısı, bu modelin sorgulanmasına yol açabilir.