Macaristan'ın 2015 yılında başlattığı kapsamlı pronatalist politika paketi, kısa vadede doğum oranlarında belirgin bir artış sağladı ancak bu ivme zamanla sönümlendi. Başbakan Viktor Orbán'ın 'demografik kriz' olarak nitelediği düşük doğum oranlarıyla mücadele için uygulamaya koyduğu teşvikler, 2019'da toplam doğurganlık hızını kadın başına 1,59'a kadar yükseltmişti. Ancak 2023 itibarıyla bu oran yeniden 1,5'in altına geriledi. Peki Avrupa'nın en iddialı nüfus politikalarından biri neden kalıcı başarı sağlayamadı? Ve bu deneyim, benzer sorunlarla boğuşan diğer ülkeler için ne gibi çıkarımlar sunuyor?
Macaristan'ın pronatalist politika çerçevesi
Macaristan, doğum oranlarını artırmak için geniş bir yelpazede finansal ve sosyal teşvikler sunuyor. 2015'te başlatılan 'Aile Koruma Eylem Planı' kapsamında, dört veya daha fazla çocuk sahibi kadınlara ömür boyu gelir vergisi muafiyeti, büyük aileler için sübvansiyonlu konut kredileri, yeni evli çiftlere 10 milyon forint (yaklaşık 27 bin euro) faizsiz kredi ve üçüncü çocuktan sonra bu kredinin tamamen silinmesi gibi önlemler yer alıyor. Ayrıca, ücretsiz IVF tedavisi ve çocuk bakım hizmetlerine yönelik cömert sübvansiyonlar da programın parçası. Bu politikaların maliyeti Macaristan'ın GSYİH'sının %5'ine yaklaşıyor.
Politikaların ilk yıllarında doğum sayılarında belirgin bir artış görüldü. 2011-2015 arasında 90 bin civarında seyreden yıllık doğum sayısı, 2019'da 95 bine yükseldi. Ancak bu artışın büyük ölçüde, teşviklerden yararlanmak isteyen çiftlerin çocuk yapma kararlarını öne çekmesinden kaynaklandığı anlaşılıyor. 2020 sonrasında, COVID-19 pandemisi ve ekonomik belirsizliklerin de etkisiyle doğum sayıları yeniden düşüşe geçti.
Küresel ve bölgesel bağlam
Macaristan'ın deneyimi, doğum oranlarını artırmak isteyen diğer ülkeler için bir vaka çalışması niteliği taşıyor. Güney Kore, Japonya, İtalya ve İspanya gibi ülkeler de benzer demografik sorunlarla karşı karşıya. Dünya genelinde toplam doğurganlık hızı 1950'de kadın başına 5 çocukken, 2024'te 2,3'e düştü. Ekonomik kalkınma, kadınların işgücüne katılımı, artan eğitim seviyeleri ve şehirleşme, doğum oranlarındaki düşüşün temel nedenleri arasında sayılıyor.
Uzmanlar, pronatalist politikaların tek başına yeterli olmadığını, daha geniş bir sosyal ve ekonomik dönüşüm gerektiğini vurguluyor. Macaristan örneği, sadece maddi teşviklerin kalıcı bir etki yaratmak için yetersiz kaldığını gösteriyor. Bununla birlikte, politika paketinin doğum oranlarını kısa vadede artırma konusunda bir miktar başarılı olduğu da kabul ediliyor. Diğer ülkeler, Macaristan'ın deneyiminden yola çıkarak, teşvikleri kariyer ve aile arasındaki uyumu kolaylaştırıcı yapısal reformlarla (esnek çalışma saatleri, kreş imkanları, babalık izni) tamamlaması gerektiğini çıkarabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin de benzer demografik kaygıları bulunuyor. TÜİK verilerine göre 2023'te toplam doğurganlık hızı 1,51'e düşen Türkiye, Macaristan'ın deneyimini yakından incelemeli. Ancak Macaristan'ın politikalarının birebir kopyalanması yerine, ülkenin kendi sosyo-ekonomik yapısına uygun politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye'nin genç nüfus yapısı, kırsal-kentsel farklılıklar ve kadın istihdam oranları gibi faktörler dikkate alınmalı. Ayrıca, maliyetli teşviklerin uzun vadeli sürdürülebilirliği sorgulanmalı. Macaristan'da görüldüğü gibi, doğum artışının kalıcı olması için sadece maddi destek değil, aynı zamanda iş-yaşam dengesini iyileştirici yapısal reformlar da gereklidir. Türkiye, kendi 'Aile ve Gençlik Fonu' benzeri uygulamalarla kısa vadeli teşvikleri denerken, eğitim ve işgücü politikalarında eşitlikçi dönüşümlere de odaklanmalıdır.