Lübnan'da son haftalarda artan çatışmalar, ülkenin zaten kırılgan olan sağlık sektörünü tam anlamıyla bir krizin içine sürükledi. Özellikle başkent Beyrut ve güney bölgelerde yoğunlaşan saldırılar sonucunda hastaneler, kapasitelerinin çok üzerinde yaralı kabul etmek zorunda kalıyor. Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamalara göre, sadece son bir haftada 200'den fazla kişi hayatını kaybederken, 700'den fazla kişi yaralandı. Bu durum, sağlık çalışanlarının tükenmişlik sendromuyla karşı karşıya kalmasına ve tıbbi malzeme stoklarının hızla azalmasına yol açıyor.
Gelişmenin arka planı
Lübnan, 2019'dan bu yana büyük bir ekonomik kriz içinde. Bu kriz, sağlık sektörüne ayrılan bütçeyi ciddi şekilde kısıtlamış, hastanelerin altyapısını ve personel durumunu olumsuz etkilemişti. Şimdi üstüne eklenen güvenlik sorunları, sektörü iflas noktasına getirdi. Başkent Beyrut'taki en büyük devlet hastanesi olan Rafik Hariri Hastanesi, artan hasta yoğunluğu karşısında yeni yaralı kabul edemediğini duyurdu. Özel hastanelerin birçoğu ise ya kapatıldı ya da temel ilaç ve ekipman yokluğuyla mücadele ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Lübnan ofisi, acil tıbbi yardım çağrısında bulunarak, ülkenin karşı karşıya olduğu sağlık krizinin 'benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını' belirtti.
Çatışmaların sivil kayıpları artırması, sağlık sisteminin yanı sıra psikolojik travmalara da neden oluyor. Özellikle çocuklar ve yaşlılar arasında ruhsal sağlık sorunları hızla yaygınlaşıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Lübnan'da sağlık hizmetlerine erişimin artık bir ihtiyaçtan öte, hayati bir mesele haline geldiğini vurguluyor. Uzmanlar, insani yardım kuruluşlarının bölgeye daha fazla kaynak aktarması gerektiğini, aksi takdirde Lübnan'da bir 'sağlık felaketi'nin kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Lübnan'daki sağlık krizi, sadece ülke sınırları içinde kalmıyor. Suriye, Ürdün ve Türkiye'ye doğru artan mülteci akını, bölgesel bir insani krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Aynı zamanda, Lübnan'daki istikrarsızlık, tüm Doğu Akdeniz bölgesini etkileyebilecek bir domino etkisine yol açabilir. Bölge ülkeleri, sağlık sistemlerini güçlendirmek ve olası bulaşıcı hastalık salgınlarını önlemek için işbirliği yapmak durumunda. Avrupa Birliği ve ABD, Lübnan'a ek insani yardım vaadinde bulunsa da, bu yardımların etkin bir şekilde ulaştırılması için güvenlik koridorlarının oluşturulması gerekiyor. Öte yandan, Lübnan'da süregelen siyasi kriz ve hükümetin zayıflığı, uluslararası yardımın koordinasyonunda ciddi engeller teşkil ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki sağlık sektörü krizi, Türkiye için hem insani hem de jeopolitik açıdan önem taşıyor. Türkiye, halihazırda Suriyeli mültecilere ev sahipliği yaparken, Lübnan'dan gelebilecek yeni bir mülteci dalgası, mevcut sosyal ve ekonomik yükü daha da ağırlaştırabilir. Ayrıca, Doğu Akdeniz'de enerji keşifleri ve deniz yetki alanları konusunda yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, Lübnan'ın istikrarsızlaşması, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Ankara, şu ana kadar Lübnan'a insani yardım göndermiş olsa da, krizin derinleşmesi halinde daha kapsamlı bir diplomatik ve lojistik destek planı devreye sokmalıdır. Türkiye'nin sağlık diplomasisi alanındaki deneyimi, Lübnan'a örnek teşkil edebilir ve bölgesel işbirliğini güçlendirebilir.