Lübnan, ekonomik çöküşün eşiğinde ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşurken, gözler Washington'a çevrildi. Ülkenin yeni yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'tan ekonomik ve siyasi destek bekliyor. Lübnan Başbakanı'nın özel temsilcisi, geçtiğimiz günlerde Beyrut'ta yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin Orta Doğu politikalarının Lübnan için bir fırsat olduğunu ve derin ekonomik krizden çıkış için ABD'nin arabuluculuğuna ihtiyaç duyduklarını belirtti. Bu gelişme, ülkenin iç savaştan arda kalan yaralar ve bölgesel güç mücadeleleri arasında verdiği hayatta kalma mücadelesinin bir yansıması.
Derinleşen Ekonomik Kriz ve Siyasi Çıkmaz
2019 yılından bu yana süren ekonomik çöküş, Lübnan'ı ulusal para biriminin büyük ölçüde değer kaybetmesi, bankaların iflası ve gıda ile yakıt kıtlığı gibi benzeri görülmemiş bir krizin içine sürükledi. Dünya Bankası'na göre, bu kriz son 150 yılın en derin ekonomik bunalımlarından biri olarak kayıtlara geçti. Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 80'i yoksulluk sınırının altında yaşarken, hükümetin IMF ile yürüttüğü kurtarma paketi müzakereleleri hiçbir sonuç vermedi.
Siyasi alanda ise Lübnan, 2022'den bu yana cumhurbaşkanı seçemiyor. Parlamentodaki derin mezhepsel bölünmeler ve dış güçlerin nüfuz mücadelesi, hükümetin kurulmasını engelliyor. Hizbullah'ın İsrail'le yaşanan çatışmaların içinde yer alması, ülkeyi bir kez daha jeopolitik bir savaş alanına çevirmiş durumda. Bu kaotik ortamda, Lübnan'ın kendi kendini yönetme kapasitesi neredeyse tamamen tükenmiş görünüyor.
İşte bu tablo karşısında Lübnanlı yetkililer, ABD'nin bölgedeki etkisini kullanarak hem ekonomik reformları teşvik etmesini hem de İsrail-Hizbullah gerilimini yumuşatmasını umuyor. Trump'ın gayrimenkul geçmişi ve 'anlaşma yapıcı' kimliği, Lübnan'ın karmaşık dosyalarında diyalog kurabilecek bir lider olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel Jeopolitik ve Lübnan'ın Kaderi
Lübnan'ın kaderi, birçok kez olduğu gibi, yine bölgesel dengelerin gölgesinde şekilleniyor. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabet, Lübnan'ı doğrudan etkileyen dinamiklerin başında geliyor. Hizbullah'ın İran'ın müttefiki olması, ülkeyi Amerikan ve Körfez ülkeleri ile karşı karşıya getiriyor. Suudi Arabistan'ın ve diğer Körfez ülkelerinin yatırımları, siyasi krizler ve bölgesel gerginlikler nedeniyle büyük ölçüde durmuş durumda.
Trump yönetiminin Orta Doğu'daki öncelikleri, başta İran'ın nükleer programı olmak üzere, İsrail-Filistin çatışması ve Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları üzerine odaklanmış durumda. Lübnan, bu büyük resimde çözülmesi gereken bir başka kriz noktası olarak öne çıkıyor ancak Beyrut'un beklentileri, Washington'ın öncelik sıralamasında üst sıralarda yer almayabilir.
Yine de Lübnan'ın, Trump'ın damadı Jared Kushner'in bölgeye yönelik planlarında yer aldığı ya da alacağı yönünde spekülasyonlar bulunuyor. Lübnan'ın yeniden inşası için uluslararası fonların harekete geçirilmesi, ülkenin siyasi reformlara bağlılığına bağlı. Hizbullah'ın silahsızlandırılması ise hem ABD'nin hem de İsrail'in ana gündem maddesi olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir bölgesel gelişmedir. Türkiye'nin Lübnan'daki ekonomik çıkarları, inşaat ve müteahhitlik projeleri üzerinden devam ediyor. Ayrıca, Lübnan'daki olası bir toplumsal patlama veya çöküş, yeni bir mülteci akınına Türkiye üzerinden Avrupa'ya uzanabilecek bir koridor oluşturabilir. Ankara, Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusuna temkinli yaklaşırken, Lübnan'ın toprak bütünlüğünün korunmasını ve mezhepsel dengelerin gözetilmesini savunuyor. Türkiye'nin bu krizdeki rolü, bölgesel istikrara katkı sağlayacak diplomatik girişimlerde bulunmak ve Lübnan'la ekonomik iş birliğini güçlendirmek olabilir; ancak ABD'nin sürece ağırlığını koyması, Türk dış politikasının hareket alanını da etkileyecektir.