Lübnan hükümetinin, ülke içindeki en güçlü silahlı grup olan Hizbullah'ı silahsızlandırma yönündeki uzun süredir devam eden çabaları, İran ile İsrail arasında savaşın başlamasından hemen önce umut verici bir aşamaya gelmişti. Ancak bu girişim, bölgesel dinamiklerin etkisiyle başarısızlığa uğradı. 2023'ün sonlarında Lübnanlı yetkililer, Hizbullah'ın silahlarını bırakması için bir yol haritası üzerinde çalışıyor, uluslararası toplumun desteğini arıyordu. Fakat bu plan, İran ve İsrail arasındaki gerilimin tırmanmasıyla rafa kalktı.
Gelişmenin Arka Planı: Silahsızlandırma Girişimleri
Lübnan hükümeti, 2008'den bu yana Hizbullah'ın silahlarını bırakması için çeşitli girişimlerde bulundu. Örgüt, Lübnan İç Savaşı'ndan bu yana ülkenin en güçlü askeri gücü olarak varlığını sürdürüyor ve İran tarafından destekleniyor. Hizbullah'ın silahları, Lübnan devleti için bir egemenlik sorunu teşkil ediyor ve örgütün siyasi ve askeri gücünü pekiştiriyor. 2023 yılında, uluslararası arabuluculuk ve iç siyasi baskılar sayesinde Hizbullah'ın bazı tavizler vermeye hazır olduğu yönünde işaretler vardı. Ancak İran'ın askeri güçlerini Hizbullah üzerinden bölgeye yansıtma stratejisi, silahsızlanma müzakerelerini karmaşık hale getirdi.
Lübnan'ın 2022'de yapılan parlamento seçimlerinin ardından hükümet kurma süreci, Hizbullah karşıtı blok ile örgütün siyasi kanadı arasında bir denge kurmayı amaçlıyordu. Başbakan Necip Mikati, Hizbullah'ı silahsızlandırma hedefini gündemde tutarken, örgütün Suriye'deki varlığı ve İran'la olan bağları bu çabaların önünde engel teşkil ediyordu. Hizbullah, kendisini İsrail'e karşı bir caydırıcı güç olarak tanımlarken, Lübnan hükümeti egemenliğini yeniden tesis etmekte zorlanıyordu.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran-İsrail Savaşının Etkisi
İran ile İsrail arasında Nisan 2024'te başlayan doğrudan çatışmalar, bölgedeki tüm dengeleri alt üst etti. Hizbullah, bu çatışmada İran'ın en önemli vekil gücü olarak İsrail'e yönelik operasyonlarını artırdı. Bu durum, Lübnan hükümetini silahsızlandırma planını askıya almaya itti. ABD ve Avrupa Birliği'nin de dahil olduğu uluslararası aktörler, önceliğin ateşkes sağlanması olduğunu belirterek silahsızlanma konusunu ikinci plana attı. Bölgede yaşanan bu gelişmeler, Hizbullah'ın Lübnan içindeki meşruiyetini sorgulatan tartışmaları da beraberinde getirdi. Ancak örgüt, savaş zamanında ulusal bir savunma gücü olarak kendini yeniden konumlandırmayı başardı.
Küresel güçler, özellikle İran'ın nükleer programı ve bölgedeki nüfuz mücadeleleri nedeniyle Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına tam destek vermekten kaçındı. Rusya'nın Ukrayna savaşı, Çin'in artan Asya-Pasifik odağı, ABD'nin ise Orta Doğu'dan kısmi çekilme stratejisi, Lübnan'daki bu hassas müzakerelerin sonuçsuz kalmasına yol açtı. Hizbullah, elindeki uzun menzilli füzeler ve İran'dan aldığı lojistik destek sayesinde, bölgesel bir aktör olarak önemini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından kritik bir boyut taşımaktadır. Türkiye, Lübnan'da istikrarın sağlanması ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını uzun süredir desteklemektedir, ancak bölgedeki İran etkisinin artması, Ankara'nın nüfuz mücadelelerini zorlaştırmaktadır. Türkiye, Lübnan'da Sünni gruplar ve uluslararası toplumla iş birliği yaparak Hizbullah'ın siyasi gücünü dengelemeye çalışırken, İran'ın askeri kanadının bu kadar güçlü olması, Türkiye'nin bölgedeki manevra alanını daraltmaktadır. Öte yandan, İsrail-İran çatışmasının yayılma riski, Türkiye'yi sınır güvenliği önlemlerini artırmaya ve mülteci akınlarına karşı hazırlıklı olmaya sevk etmektedir. Kısacası, Hizbullah'ın silahsızlanma sürecinin başarısız olması, Türkiye'nin bölgesel barış çabalarını zora sokarken, Ankara'yı daha aktif bir diplomatik rol oynamaya zorlamaktadır.