Lübnan'ın güney kentlerinden Sur'da (Tyre) aylardır loş bir hastane odasında yaşamak zorunda kalan Yusuf Fares, gözyaşları içinde evini anlatıyor: İsrail saldırıları sonucu enkaz yığınına dönüşen tarihi kent, üç ay süren savaşın ardından ilan edilen ateşkesle birlikte yıkımın ve travmanın gerçek boyutlarını ortaya koyuyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre çatışmalarda en az 1.200 kişi hayatını kaybetti, yüz binlerce kişi yerinden edildi. Ateşkesin sağladığı görece sükunet, hasar tespit çalışmalarını hızlandırırken, bölge halkı psikolojik ve fiziksel yaraların sarılmasının yıllar alacağını belirtiyor.
Tarihi kentler enkaza döndü
UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Sur kenti, İsrail hava saldırılarının ağırlıklı hedefi oldu. Kentin eski çarşıları, Osmanlı döneminden kalma yapılar ve sahil şeridi büyük ölçüde tahrip oldu. 52 yaşındaki Fares, "Evimin olduğu yerde şimdi sadece moloz ve demir yığını var. 30 yıllık anılarım bir anda yok oldu" diyor. Benzer bir tablo, sınıra yakın Nakura ve Bint Cubeyl gibi kasabalarda da yaşanıyor. Birleşmiş Milletler, Lübnan'da 50 binden fazla konutun kullanılamaz hale geldiğini, altyapının yeniden inşası için en az 5 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.
Savaşın en ağır bedelini sivil halk öderken, sağlık çalışanları da büyük bir baskı altında çalışıyor. Sur'daki devlet hastanesinde görev yapan Dr. Leyla Hüseyin, "Saldırılar sırasında günde yüzlerce yaralıya müdahale ettik. Şimdi psikolojik travma vakaları patlama yaptı. İnsanlar uyuyamıyor, sürekli patlama sesleri duyduklarını söylüyor" ifadelerini kullanıyor. Savaşın çocuklar üzerindeki etkisi ise daha vahim: UNICEF, Lübnan'da 300 binden fazla çocuğun psikososyal desteğe ihtiyaç duyduğunu raporladı.
Bölgesel ve küresel boyut
Lübnan'daki çatışma, sadece iki ülke arasında değil, bölgesel dengeleri de etkileyen bir vekalet savaşına dönüşmüştü. Hizbullah'ın İsrail'e yönelik roket saldırıları, İran'ın bölgedeki nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak görülüyor. Ateşkesin sağlanmasında ABD ve Fransa'nın arabuluculuğu etkili olurken, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) bölgedeki varlığı yeniden gündeme geldi. Uzmanlar, ateşkesin kalıcı olmasının İsrail-Lübnan sınırında güvenli bir tampon bölge oluşturulmasına ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına bağlı olduğunu vurguluyor.
Öte yandan, savaşın bölgesel yansımaları Doğu Akdeniz'de enerji güvenliğinden ticarete kadar geniş bir yelpazeyi etkiliyor. Lübnan'daki istikrarsızlık, doğal gaz arama faaliyetlerini de sekteye uğratmıştı. Ateşkes sonrası bölgeye yönelik uluslararası yardım çağrıları artarken, Avrupa Birliği ve Körfez ülkelerinin yeniden yapılanma fonlarına katkı sağlaması bekleniyor. Ancak siyasi krizler ve yolsuzlukla boğuşan Lübnan'da bu yardımların etkin kullanımı konusunda soru işaretleri mevcut.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki istikrar, Türkiye için hem güvenlik hem de ekonomik açıdan önem taşıyor. İki ülke arasındaki tarihi ve kültürel bağlar, Türkiye'yi Lübnan'ın yeniden inşasında potansiyel bir ortak konumuna getiriyor. Ateşkes, Doğu Akdeniz'de tansiyonun düşmesine katkı sağlayarak Türkiye'nin enerji ve ticaret güzergahlarını olumlu etkileyebilir. Ancak İran destekli Hizbullah'ın varlığı, Türkiye'nin bölgedeki nüfuz mücadelesini dengede tutmasını gerektiriyor. Ankara'nın, Lübnan'daki siyasi aktörlerle ilişkilerini sürdürürken, ateşkesin kalıcılığı için diplomatik girişimlerde bulunması bekleniyor.