LONDRA — Birleşik Krallık'ın başkenti Londra'da toplu taşıma krizi derinleşiyor. Demiryolu, Denizcilik ve Ulaştırma Sendikası (RMT) üyeleri, bugün (Perşembe) ikinci kez iş bırakarak metro seferlerini felç etti. Londra Ulaştırma İdaresi (TfL), grevli günlerde yolculuk yapan yolcu sayısının Salı gününe kıyasla daha yüksek olduğunu duyurdu. Bu durum, grevin etkisine rağmen Londralıların alternatif ulaşım yöntemlerine yöneldiğini veya zorunlu seyahatlerini ertelemediğini gösteriyor. Grev kararı, ücret, emeklilik ve çalışma koşulları konusunda tıkanan toplu pazarlık sürecinin ardından alındı.
Grev kararının arka planı ve tarafların tutumu
RMT sendikası, Londra metrosunda çalışan yaklaşık 10 bin üyesini kapsayan grevi, ulaşım otoritesinin işten çıkarma planları ve emeklilik reformları nedeniyle başlattı. Sendika, TfL'in pandemi sonrası mali açığını kapatmak için binlerce işçiyi işten çıkarmayı ve emeklilik yaşını yükseltmeyi planladığını öne sürüyor. TfL ise hükümetten alınan acil finansman paketinin şartları gereği tasarruf tedbirleri uygulamak zorunda olduğunu savunuyor. Geçtiğimiz hafta yapılan müzakerelerde taraflar anlaşmaya varamayınca, sendika iki günlük grev çağrısı yaptı. Çarşamba günkü ilk grevden sonra TfL, hizmetlerin %60'ının çalıştığını, ancak yoğun saatlerde aksamalar yaşandığını bildirmişti. Perşembe günü ise katılımın daha yüksek olması sefer iptallerini artırdı.
TfL sözcüsü yaptığı açıklamada, "Salı gününe kıyasla bugün daha fazla yolcu seyahat etti. Bu da insanların greve rağmen şehirde hareketliliğini sürdürdüğünü gösteriyor. Alternatif otobüs ve bisiklet yolları devreye alındı" dedi. Ancak sendika başkanı Mick Lynch, "İşçilerimiz adil bir sözleşme için mücadele ediyor. TfL'in kurtarma planı, çalışanların sırtına yükleniyor" ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut: Diğer ülkelerde de benzer grev dalgası
Londra metrosundaki grev, sadece Birleşik Krallık'ın değil, Avrupa genelinde artan işçi eylemlerinin bir parçası. Almanya'da tren makinistleri, Fransa'da ise enerji sektörü çalışanları benzer taleplerle greve gitti. Enflasyonun yüksek seyrettiği Avrupa'da reel ücretler erirken, ulaşım sektörü başta olmak üzere birçok alanda işçi sendikaları hükümetlerle karşı karşıya geliyor. Küresel ölçekte ise pandemi sonrası mali disiplin çağrıları, kamu hizmetlerinde kemer sıkma politikalarını tetikliyor. Bu durum, özellikle büyük şehirlerde toplu taşımanın sürdürülebilirliği ve işgücü hakları arasında bir denge arayışını gündeme getiriyor. Londra'daki grevin sonuçlanma şekli, diğer Avrupa başkentlerindeki benzer uyuşmazlıklara da emsal teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Londra metrosundaki grev, Türkiye'de de kamu çalışanlarının yaşadığı sorunlara benzerlik gösteriyor. Türkiye'de yüksek enflasyon ve düşük ücret politikaları nedeniyle özellikle belediye ulaşım işçileri arasında grev eğilimleri artıyor. Bu gelişme, küresel enflasyon baskısının tüm ülkelerde benzer toplumsal tepkilere yol açabileceğini gösteriyor. Ayrıca, İstanbul gibi büyükşehirlerde toplu taşıma yönetim modelleri tartışılırken, Londra'daki kriz ulaşım otoritelerinin mali sürdürülebilirliği ile işçi hakları arasında denge kurmanın zorluğunu hatırlatıyor. Türk dış politikası açısından doğrudan etkisi olmasa da, Birleşik Krallık'ın iç siyasetindeki bu tür gerilimler, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir.