Londra Borsası'nın küçük ve orta ölçekli şirketler için oluşturduğu Alternative Investment Market (AIM), derin bir varoluşsal krizle karşı karşıya. Küçük sermayeli şirketlerin büyüme finansmanı sağlamak için başvurduğu bu pazar, son dönemde depresif değerlemeler, yatırımcı iştahındaki belirgin düşüş ve Birleşik Krallık hükümetinin vergi politikalarındaki değişiklikler nedeniyle cazibesini hızla yitiriyor. 1995 yılında kurulan ve uzun yıllar boyunca erken aşama şirketler için bir sıçrama tahtası olarak kabul edilen AIM, bugün hem şirketlerin hem de yatırımcıların gözünde giderek daha az anlamlı hale geliyor. Finans çevreleri, bu pazarın geleceğinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, bazı uzmanlar ise köklü bir yapısal reform yapılmazsa AIM'in etkinliğini tamamen kaybedebileceği konusunda uyarıyor.
AIM'in Yükselişi ve Düşüşü
AIM, 1995 yılında Londra Menkul Kıymetler Borsası'nın bir alt kolu olarak kuruldu. Amaç, henüz ana borsada işlem görmek için yeterli büyüklüğe ulaşmamış, ancak hızlı büyüme potansiyeline sahip şirketlere sermaye sağlamaktı. Kuruluşunun ardından özellikle teknoloji, biyoteknoloji ve doğal kaynak sektörlerinde faaliyet gösteren çok sayıda şirket için cazip bir finansman kaynağı haline geldi. AIM, katı yükümlülüklerden muaf tutmuş olduğu şirketler için daha esnek bir düzenleyici çerçeve sunarak büyük bir avantaj sağladı ve bu sayede kısa sürede dünyanın en önemli küçük ölçekli şirket pazarlarından biri olmayı başardı.
Ancak bu başarı hikayesi son yıllarda hızlı bir tersine dönüş yaşadı. Birleşik Krallık genelinde hisse senedi piyasalarına olan ilgi, özellikle 2008 küresel finans krizi ve ardından gelen Brexit sürecinin belirsizlikleriyle birlikte belirgin şekilde azaldı. AIM'de işlem gören şirketlerin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri, hisse değerlerinin sürekli olarak baskı altında kalması. Şirketlerin piyasa değerleri, bilançoları ile karşılaştırıldığında ciddi şekilde düşük seviyelerde seyrediyor. Bu durum, yeni şirketlerin halka arz olma konusundaki isteklerini kırarken, mevcut şirketlerin de borsadan çıkma kararı almasına neden oluyor. Halka arz sayısı 2021 yılında 43'e ulaşırken, 2023 yılında bu sayı sadece 14 olarak gerçekleşti ve bu eğilim 2024 yılında daha da belirginleşti. Sektör uzmanları, 2024 yılının ilk yarısında hayata geçen yeni halka arzların 5'i geçmeyeceğini öngörüyor.
Birleşik Krallık hükümetinin son dönemde aldığı kararlar ise bu durumu daha da kötüleştirmiş durumda. Özellikle varislerin miras yoluyla edindikleri hisse senetleri için ödedikleri vergi oranlarında yapılan değişiklikler, AIM hisselerine olan ilgiyi azaltan bir başka faktör oldu. Geçmişte, en az iki yıl süreyle elde tutulan AIM hisseleri, veraset vergisinden muaf tutuluyordu. Bu muafiyet, yatırımcılar için vergi avantajı sağlayarak AIM hisselerine olan talebi artıran önemli bir teşvikti. Hükümetin bu muafiyeti kaldırma planları, özellikle büyük servet sahibi bireylerin AIM'e olan ilgisini kaybetmesine neden oldu. Sonuç olarak, hem yerli hem de yabancı yatırımcıların, AIM'in risk profiline rağmen sağladığı vergi avantajından dolayı bu pazara yöneldiği biliniyordu ve bu avantajın ortadan kalkması bu yatırımcıların yönünü başka pazarlara çevirmesine yol açtı.
Küresel Rekabet ve Yatırımcı Güveni
AIM'in içinde bulunduğu kriz, Birleşik Krallık ekonomisi üzerinde de önemli sonuçlar doğuruyor. London Stock Exchange Group'un verilerine göre, 2018 yılında 1.500'den fazla şirket AIM'de işlem görüyordu. Ancak son yıllarda bu sayı sürekli bir düşüş gösterdi ve 2024 itibarıyla AIM'de işlem gören şirket sayısı 700'ün altına geriledi. Bu düşüş, yalnızca şirketlerin borsadan çekilmesi ile değil, aynı zamanda ciddi oranda gerçekleşen iflaslar ve bazı şirketlerin ana borsaya geçiş yapmasıyla da açıklanıyor. Yatırımcıların risk iştahı, yüksek enflasyon ve artan faiz oranlarıyla birlikte düşerken, küçük ölçekli şirketler finansman bulmakta daha da zorlanıyorlar.
Küresel piyasalarla karşılaştırıldığında, AIM'in bir avantajının kalmadığı açıkça görülüyor. New York Borsası ve Nasdaq gibi büyük rakipler, özellikle teknoloji ve inovasyon alanlarında faaliyet gösteren şirketlere sundukları daha geniş likidite ve daha derin yatırımcı tabanı ile öne çıkıyor. Avrupa'nın diğer finans merkezleri olan Frankfurt, Paris ve Amsterdam borsaları da benzer hizmetleri daha etkin bir şekilde sağlarken, Londra'nın bu alandaki cazibesi azalmış durumda. Brexit sonrası yatırımcıların Avrupa merkezli operasyonlarının İngiltere'den diğer Avrupa ülkelerine kayması da AIM'in zayıflamasına hız kazandırdı. Pek çok şirket, halka arz için Londra yerine New York ya da Avrupa'nın büyük borsalarını tercih ediyor çünkü bu piyasalarda daha yüksek değerlemeler ve daha fazla yatırımcı ilgisi bulabiliyorlar.
Uzmanlar, AIM'in geleceğinin şekillenmesinde düzenleyici reformların kritik bir rol oynayacağına dikkat çekiyor. Londra Borsası'nın, AIM'in yeniden yapılandırılması için katı kuralları esnetmesi, vergi teşviklerini yeniden düzenlemesi ve yatırımcı tabanını genişletecek politikalar izlemesi gerektiğini savunuyorlar. Aksi takdirde, 30 yılı aşkın geçmişi olan bu köklü Pazar, 'değer kaybetmiş bir borsa' olarak tarihin tozlu sayfalarına gömülme riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Londra AIM piyasasının yaşadığı bu kriz, Türkiye açısından da önemli dersler içeriyor. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'ndaki küçük ölçekli şirketlerin büyüme potansiyeli, benzer şekilde halka arzların artırılması ve yatırımcı güveninin sağlanmasına bağlı. Türkiye'deki yüksek enflasyon ve döviz kuru dalgalanmaları, benzer şekilde küçük ölçekli şirketlerin finansman kaynaklarına erişimini kısıtlıyor. İngiltere'de uygulanan veraset vergisi değişikliklerinin yarattığı olumsuz etki, Türkiye'deki sermaye piyasası düzenlemeleri ve vergi politikalarının, yatırımcı dostu bir yaklaşımla sürdürülebilirliğin sağlanması açısından dikkate alınması gerektiğini gösteriyor. Türkiye'nin Borsa İstanbul'da küçük ve orta ölçekli şirketler için benzer bir pazar oluşturma çabaları, bu uluslararası deneyimden öğrenerek daha sağlam temellerle ilerleyebilir. Ayrıca, bu kriz, yatırımcı iştahının kırılgan olduğu bir dönemde, sürdürülebilir bir ekosistem oluşturmanın önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye'nin, küresel rekabette avantaj sağlamak ve yabancı yatırımcıyı çekebilmek için regülasyonları uluslararası standartlara uyumlu hale getirmesi kritik bir öneme sahip.