Avustralya'nın Yeni Güney Galler eyaletindeki Lismore kenti, 2022'de yaşanan rekor selin yaralarını sarmaya çalışıyor. Selin üzerinden neredeyse beş yıl geçmesine rağmen kent, evlerini yeniden inşa edenler ve hâlâ bir çıkış yolu arayanlar olarak ikiye bölünmüş durumda. Geçtiğimiz günlerde kentte düzenlenen bir etkinlikte, "İnsanları geride bırakamayız" mesajı öne çıkarken, yenilenme sürecindeki hayal kırıklığı ve umut bir arada dile getirildi.
Yeniden inşa sürecinde yaşanan zorluklar
Lismore, Şubat 2022'de etkili olan ve kent tarihinde kaydedilen en yüksek su seviyesine ulaşan sel felaketinde büyük yıkıma uğradı. Binlerce ev ve iş yeri sular altında kaldı, altyapı ciddi hasar gördü. Aradan geçen süreye rağmen, kentte hâlâ birçok kişi geçici barınaklarda yaşıyor veya evlerinin onarılmasını bekliyor. Sigorta ödemelerindeki gecikmeler, bürokratik engeller ve artan inşaat maliyetleri, yeniden yapılanma sürecini yavaşlatıyor. Kent sakinleri, yetkililerin vaatlerini yerine getirmediğini ve kırsal bölgelerin ihmal edildiğini belirtiyor. Öte yandan, bazı aileler ve işletmeler kenti terk etmeyi tercih etmiş durumda; bu da nüfus kaybına ve yerel ekonominin zayıflamasına yol açıyor.
Lismore Belediye Başkanı, yeniden inşa çabalarının devam ettiğini ancak kaynakların yetersiz olduğunu vurguluyor. Eyalet hükümeti ise sel sonrası iyileştirme programları için milyonlarca dolar ayırdığını açıkladı. Ancak kent sakinleri, bu fonların etkin kullanılmadığını ve karar alma süreçlerine yeterince dahil edilmediklerini savunuyor. Topluluk grupları, sel mağdurlarının sesini duyurmak için çeşitli kampanyalar yürütüyor. "İnsanları geride bırakamayız" sloganı, bu mücadelenin merkezinde yer alıyor.
İklim değişikliği ve gelecek perspektifi
Lismore'daki durum, iklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava olaylarının toplumlar üzerindeki uzun vadeli etkilerini gözler önüne seriyor. Bilim insanları, Avustralya'nın doğu kıyılarında sel riskinin artacağı konusunda uyarıyor. Kentin yeniden inşasında sel önleme altyapısının güçlendirilmesi ve iklime dayanıklı yapılaşma ön plana çıkıyor. Ancak bu tür projelerin maliyeti ve zaman alması, süreci daha da karmaşık hale getiriyor. Lismore, aynı zamanda topluluk dayanışmasının güçlü olduğu bir örnek sergiliyor: gönüllüler, yerel dernekler ve inisiyatifler, yardımlaşma ağları kurarak mağdurlara destek oluyor.
Uzmanlar, Lismore'un deneyiminin, iklim krizine uyum konusunda diğer bölgeler için ders niteliğinde olduğunu belirtiyor. Yeniden inşa sürecinde şeffaflık, katılımcılık ve adalet ilkelerinin gözetilmesi gerektiği vurgulanıyor. Kentin geleceği, hem yerel yönetimin hem de federal hükümetin atacağı adımlara bağlı. Sel sonrası yenilenme, sadece fiziksel yapıların onarımı değil, aynı zamanda toplumsal dokunun da yeniden inşasını gerektiriyor. Lismore halkı, yaşadıkları zorluklara rağmen umutlarını koruyor ve daha dirençli bir kent inşa etme çabasını sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lismore'daki sel sonrası yenilenme süreci, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadelede ve afet yönetiminde karşılaştığı zorluklarla benzerlikler taşıyor. Türkiye, özellikle Karadeniz bölgesinde sıkça yaşanan sel felaketlerinde benzer sorunlarla karşılaşıyor: altyapı yetersizliği, koordinasyon eksikliği ve yeniden inşa sürecinde yaşanan gecikmeler. Lismore örneği, afet sonrası topluluk katılımının ve şeffaf yönetimin önemini ortaya koyuyor. Türkiye'nin de iklime dayanıklı kentler oluşturma ve afet riskini azaltma konusunda daha etkin politikalar geliştirmesi gerekiyor. Ayrıca, yerel halkın karar alma süreçlerine dahil edilmesi, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi açısından kritik. Bu deneyim, Türkiye'nin kendi afet yönetimi stratejilerine ışık tutabilir.