Orta Avrupa'nın küçük prensliği Lihtenştayn, monarşik veraset sisteminde köklü bir değişikliğe giderek kadınların da tahta çıkabilmesine imkan tanıdı. Sadece 44 bin nüfusuyla Avrupa'nın en küçük ülkelerinden biri olan Lihtenştayn'da Prens Hans-Adam II, ülkenin ulusal gününde yaptığı açıklamayla veraset kurallarının değiştirildiğini duyurdu. Bu karar, 1923'ten beri yürürlükte olan ve yalnızca erkek varislerin tahta geçmesine izin veren geleneksel düzeni sona erdiriyor.
Gelişmenin arka planı
Lihtenştayn'da veraset, bugüne kadar 1923 tarihli ev kanunu ile düzenleniyordu. Bu yasaya göre, prensin en büyük erkek çocuğu tahtın birinci varisi olarak kabul ediliyordu. Kadınlar ise taht sıralamasında ancak erkek varislerin tamamen tükenmesi durumunda devreye girebiliyordu. Bu durum, ülkenin anayasal monarşisinde kadın hakları açısından uzun süredir eleştiri konusuydu. Ancak Prens Hans-Adam II'nin ulusal gün vesilesiyle yaptığı açıklama, bu geleneğin sona erdiğini gösteriyor.
Yeni düzenlemeyle birlikte, prensliğin veliaht prensi Alois'in en büyük çocuğu olan Prens Joseph Wenzel (28 yaşında) tahtın ilk varisi olmaya devam edecek. Ancak bundan sonra doğacak kraliyet ailesi üyeleri için cinsiyet ayrımı yapılmaksızın en büyük çocuğun tahta geçme hakkı tanınacak. Bu değişiklik, Lihtenştayn'ı monarşilerini modernleştiren Avrupa ülkeleri arasına dahil ediyor; ancak bazı uzmanlar bu adımın sembolik olmaktan öteye gitmediğini, çünkü mevcut veraset zincirinde kadınların önümüzdeki yıllarda tahta çıkma ihtimalinin düşük olduğunu belirtiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Lihtenştayn'daki bu anayasal değişiklik, Avrupa'daki monarşilerde kadın veraset hakkı konusunda yaşanan geniş çaplı dönüşümün bir parçası olarak değerlendiriliyor. İsveç, Norveç, Belçika, Hollanda ve Danimarka gibi ülkeler, 1980'lerden itibaren veraset sistemlerinde cinsiyet eşitliğini sağlamışlardı. Birleşik Krallık ise 2013 yılında kabul ettiği yasayla erkek varislerin önceliğini kaldırmış, ancak bu değişiklik yalnızca 2011'den sonra doğanlar için geçerli olmuştu. Lihtenştayn'ın bu adımı, küçük bir ülke olmasına rağmen, monarşilerin modern demokratik değerlerle uyumlu hale getirilmesi bağlamında önemli bir örnek teşkil ediyor.
Karar, ülkenin ulusal günü olan 15 Ağustos'ta açıklanması bakımından da sembolik bir anlam taşıyor. Lihtenştayn'da ulusal gün, prensin halkla bir araya geldiği ve geleneksel olarak önemli devlet işlerinin duyurulduğu bir platform olarak biliniyor. Prens Hans-Adam II'nin bu tarihi açıklamayı yaparken, ülkenin geleceğine yönelik değişim iradesini vurguladığı ifade ediliyor.
Öte yandan, Lihtenştayn'ın bu kararı, uluslararası alanda da insan hakları ve cinsiyet eşitliği perspektifinden olumlu tepkiler aldı. Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler bünyesinde yapılan açıklamalarda, bu adımın kadınların siyasi ve toplumsal hayata eşit katılımı açısından atılmış önemli bir adım olduğu belirtildi. Ancak bazı çevreler, veraset sisteminin tamamen demokratikleştirilmesi ve seçimle belirlenen bir devlet başkanlığına geçilmesi gerektiğini savunarak, bu değişikliği yetersiz buluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lihtenştayn'daki bu anayasal gelişme, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmamakla birlikte, uluslararası toplumda cinsiyet eşitliği ve hukukun üstünlüğü alanlarında devam eden tartışmaların bir yansıması olarak görülebilir. Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi olarak bu tür normların oluşumunda yer alan ülkelerden biridir. Kadın hakları konusunda ulusal mevzuatını geliştirmiş olmakla birlikte, uygulamada eşitliğin tam olarak sağlanamadığı eleştirileri sürmektedir. Lihtenştayn'ın bu adımı, monarşik yapılarda bile toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlendirilebileceğini göstererek, dünya genelinde kadınların temsiliyetine yönelik farkındalığın artmasına katkı sağlamaktadır. Bu gelişme, Türkiye'deki kadın hakları mücadelesine ilham verebilecek nitelikte olup, uluslararası platformlarda eşitlik ilkelerinin hayata geçirilmesi konusunda ülkelere örnek teşkil etmektedir.