Fransa'nın aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin kurucu lideri Marine Le Pen, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağını resmen duyurarak, Avrupa Birliği'nde (AB) partinin genç lideri Jordan Bardella'nın daha ılımlı bir yüz olacağı yönündeki beklentileri boşa çıkardı. Brüksel'deki diplomatik çevreler, Le Pen'in adaylığının AB-Fransa ilişkilerinde yeni bir gerilim dalgası yaratabileceğini belirtiyor. Le Pen, daha önce yaptığı açıklamalarda Fransa'nın AB'den ayrılmasını savunurken, son yıllarda söylemini yumuşatmış olsa da, temel politikaları AB'ye karşı eleştirel duruşunu koruyor.
Bardella'nın yükselişi ve Avrupa'nın hesabı
Son yıllarda RN'de hızlı bir yükseliş kaydeden 28 yaşındaki Jordan Bardella, parti içinde ve Avrupa siyasetinde daha ılımlı bir profil çiziyor. Bardella, göçmen karşıtı ve AB şüphecisi söylemlerini korumakla birlikte, son AB parlamentosu seçimlerinde RN'nin büyük başarısında kilit rol oynadı. Brüksel'deki bazı yetkililer, Bardella'nın parti liderliğini tamamen devralması halinde RN'nin AB ile daha yapıcı bir diyalog geliştirebileceğini umuyordu. Ancak Le Pen'in cumhurbaşkanlığı adaylığı, bu umutları suya düşürdü. Le Pen, partisinin ikinci adamı olarak görülen Bardella'yı gölgede bırakacak şekilde, seçim kampanyasının başrolünü üstlenecek.
Fransa'da yapılan anketler, Le Pen'in popülaritesinin hala yüksek olduğunu ve 2027 seçimlerinde ikinci tura kalmasının güçlü bir ihtimal olduğunu gösteriyor. Ancak Le Pen'in AB karşıtı söylemleri, Fransa'nın Almanya ile birlikte AB'nin lokomotifi olduğu düşünüldüğünde, birliğin geleceği açısından endişe verici. Le Pen, daha önce Fransa'nın eurodan çıkmasını savunmuş olsa da, bu söylemini daha sonra yumuşattı. Bununla birlikte, AB bütçesine katkıyı azaltma ve ulusal egemenliği önceliklendirme vaatleri, Brüksel'de alarm zilleri çaldırıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Le Pen'in adaylığı sadece AB için değil, NATO ve küresel dengeler açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. Le Pen, NATO'dan çekilme konusunda daha önce net bir tavır almış ve Fransa'nın Rusya ile daha yakın ilişkiler kurması gerektiğini savunmuştu. Ukrayna savaşı ve artan jeopolitik gerilimler ortamında bu söylem, ABD ve Batı ittifakı için ciddi bir risk olarak görülüyor. Le Pen'in seçilmesi halinde Fransa'nın AB ve NATO içindeki pozisyonunun zayıflayabileceği, bunun da Avrupa güvenlik mimarisini sarsabileceği ifade ediliyor.
Fransa'nın iç siyasetinde ise Le Pen'in adaylığı, merkez ve sol partileri harekete geçirdi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un partisi Rönesans, Le Pen'e karşı güçlü bir ittifak kurma çabalarını hızlandırdı. Ancak Macron'un anayasal olarak üçüncü dönem aday olamaması, merkez sağ ve solun birleşmesini zorlaştırıyor. 2027 seçimleri, Fransa'nın Avrupa'daki geleceğini belirleyecek kritik bir dönemeç olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Le Pen'in adaylığı, Türkiye-AB ilişkileri açısından da belirsizlik yaratıyor. Le Pen, daha önce Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmış ve mülteci anlaşmasını sert bir şekilde eleştirmişti. Fransa'da aşırı sağın iktidara gelmesi halinde, Türkiye'nin AB ile vize serbestisi ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gibi müzakereleri daha da zorlaşabilir. Ayrıca, NATO içinde Fransa'nın pozisyonunun değişmesi, Türkiye'nin savunma ve güvenlik politikalarını da etkileyebilir. Le Pen'in Rusya yanlısı söylemleri, Türkiye'nin Ukrayna savaşındaki dengeli politikası ile çelişebilir. Bu nedenle, Ankara'nın Fransa'daki gelişmeleri yakından izleyerek proaktif bir diplomasi yürütmesi bekleniyor.