Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) eski Genel Direktörü Pascal Lamy, Avrupa Birliği'nin Çin ile olan ticari ilişkilerinde kritik bir dönemeçte olduğunu belirterek, bloğun ya ekonomik ilişkileri yeniden dengeleyeceğini ya da korumacı bir çizgiye kayacağını ifade etti. Lamy, 2005-2013 yılları arasında iki dönem DTÖ Genel Direktörlüğü yapmış, öncesinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Delors'un kabine şefi olarak görev almıştı.
Lamy'nin kariyeri ve AB'nin Çin ikilemi
Pascal Lamy, uluslararası ticaret mimarisinin şekillenmesinde kilit rol oynamış bir isim. 2005-2013 yılları arasında DTÖ'nün genel direktörlüğünü yürüten Lamy, bu görevden önce on yıllar boyunca Fransız hükümetinde çeşitli pozisyonlarda bulundu ve Avrupa Birliği'nin inşasına katkı sağladı. Özellikle 1980'lerde Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Delors'un kabine şefi olarak, tek pazarın oluşturulması sürecinde önemli görevler üstlendi. Lamy'nin deneyimi, bugünkü tartışmanın merkezinde yer alan AB-Çin ticari ilişkilerinin anlaşılması için geniş bir perspektif sunuyor.
Avrupa Birliği, Çin ile olan ticari ilişkilerinde uzun süredir devam eden dengesizliklerle karşı karşıya. AB'nin Çin ile ticaret açığı 2022'de 400 milyar avroyu aşmış durumda. Bu açık, özellikle yeşil teknoloji, elektrikli araçlar ve dijital hizmetler gibi stratejik sektörlerde yoğunlaşıyor. Lamy'nin uyarısı, AB'nin bu açığı kapatmak için attığı adımların korumacılığa dönüşme riski taşıdığına işaret ediyor.
AB, son yıllarda Çin'e yönelik çeşitli ticaret savunma araçlarını devreye aldı. 2023'te yürürlüğe giren Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü ve karbon sınır düzenleme mekanizması gibi araçlar, AB'nin ticaret politikasında daha aktif bir duruş sergilediğini gösteriyor. Ancak Lamy, bu araçların dikkatli kullanılmadığı takdirde DTÖ kurallarıyla çelişebileceği ve küresel ticaret sistemine zarar verebileceği uyarısında bulunuyor.
Küresel ticaret sisteminde dengeler değişiyor
Lamy'nin açıklamaları, küresel ticaret sisteminin karşı karşıya olduğu daha geniş bir dönüşümün parçası. ABD-Çin ticaret savaşları, COVID-19 sonrası tedarik zinciri sorunları ve Rusya-Ukrayna savaşının enerji ve gıda piyasalarında yarattığı dalgalanmalar, çok taraflı ticaret sistemini baskı altına almış durumda. DTÖ'nün temel işlevi olan anlaşmazlık çözüm mekanizması, ABD'nin temyiz organı atamalarını engellemesi nedeniyle fiilen çalışamaz hale gelmişti. Bu durum, ülkeleri ikili anlaşmalara ve bölgesel ticaret bloklarına yönlendiriyor.
Lamy, görev süresi boyunca Çin'in DTÖ'ye katılım sürecini yönetmiş ve Çin'in küresel ticaret sistemine entegrasyonunu desteklemişti. Çin, 2001'de DTÖ'ye üye olduğunda dünya ticaretinin yaklaşık %4'ünü oluşturuyordu; bugün bu oran %15'in üzerinde. Ancak Çin'in piyasa ekonomisi statüsü ve devlet destekli sanayi politikaları, Batılı ülkelerle sürekli gerginlik yaratıyor. AB, Çin'i "sistemik rakip" olarak tanımlarken, aynı zamanda "müzakere ortağı" ve "ekonomik rakip" olarak da görüyor.
Avrupa'nın Çin stratejisi, ekonomik çıkarlar ile güvenlik kaygıları arasında hassas bir denge kurmayı gerektiriyor. Almanya başta olmak üzere birçok AB ülkesi, Çin ile derin ekonomik bağlara sahip. Alman otomotiv sektörü, Çin pazarına büyük ölçüde bağımlı durumda. Öte yandan, AB'nin kritik altyapı ve teknoloji sektörlerinde Çin yatırımlarına karşı artan bir hassasiyet söz konusu. Lamy'nin "yeniden denge" çağrısı, bu çelişkili ilişkiyi yönetme arayışının bir yansıması.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin Çin ile ticari ilişkilerinde izleyeceği yol, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, AB'nin Gümrük Birliği üyesi olarak AB'nin ticaret politikalarına uyum sağlamak zorunda. AB'nin Çin'e yönelik korumacı önlemleri artırması, Türkiye'nin Çin ile olan ticaretini de dolaylı olarak etkileyebilir. Öte yandan, AB'nin "yeniden denge" arayışı, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi talebi açısından yeni fırsatlar yaratabilir. Türkiye, Çin ile artan ticaret açığı ve Kuşak-Yol projesi kapsamındaki ilişkileriyle, AB'nin Çin stratejisinde önemli bir aktör olma potansiyeli taşıyor. Dengeli bir yaklaşım, Türkiye'nin ekonomik çıkarlarını korurken Batı ile entegrasyonunu sürdürmesine olanak tanıyabilir.