İsrail’in kuzeyinde, Lübnan sınırındaki duvardan sadece 300 metre uzakta yaşayan Sigalit Levin, Hizbullah ile çatışmaları sona erdirmeyi hedefleyen yeni ateşkes anlaşmasına pek sıcak bakmıyor. 60 yaşındaki Levin, “Bunu yapmaya devam edemeyiz,” diyerek, yıllardır süren çatışma ve kısa süreli ateşkeslerin ardından kalıcı bir barışa olan inancını yitirdiğini belirtti. Levin ve bölgedeki diğer İsrailliler, daha önceki barış girişimlerinin başarısız olduğuna dikkat çekerek, yeni anlaşmanın da geçici bir çözüm olmaktan öteye gidemeyeceğini düşünüyor.
Anlaşmanın Ayrıntıları ve Beklentiler
Yeni ateşkes anlaşması, İsrail ile Lübnan arasındaki sınırda istikrarı sağlamak ve Hizbullah’ın askeri varlığını sınırlamak amacıyla hazırlandı. Ancak İsrail’in kuzeyindeki yerleşimciler, anlaşmanın uygulanabilirliği konusunda derin şüpheler taşıyor. Birçok kişi, Hizbullah’ın daha önceki ateşkesleri ihlal ettiğini ve anlaşmalara uymadığını hatırlatıyor. 60 yaşındaki bir başka bölge sakini olan Yossi Cohen, “Her seferinde aynı şey oluyor: anlaşma imzalanıyor, birkaç ay sessizlik oluyor, sonra yeniden roket yağmuru başlıyor,” ifadesiyle hayal kırıklığını dile getirdi. Bölge halkı, İsrail ordusunun caydırıcılığını kaybettiğini ve Hizbullah’ın anlaşmaları kendi çıkarlarına göre yorumladığını savunuyor.
Ateşkes anlaşmasının detayları arasında, sınıra yakın bölgelerde Birleşmiş Milşetler gözlemcilerinin yeniden konuşlandırılması ve İsrail’in çekilmesi yer alıyor. Ancak kuzey yerleşimcileri, bu tür önlemlerin yetersiz olduğu görüşünde. Özellikle Levin, hükümetin kuzeydeki yerleşimlerin güvenliğini sağlama konusundaki kararlılığından emin değil. “Biz burada siyasi bir piyon gibi hissediyoruz,” diyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail-Lübnan ateşkesi, sadece iki ülke arasında değil, tüm Ortadoğu’da dengeleri etkileyebilecek bir gelişme. Hizbullah’ın ateşkese uyup uymayacağı, bölgede İran’ın nüfuz projeksiyonu açısından kritik. Lübnan’ın iç siyasi krizi ve Hizbullah’ın devlet içinde devlet yapısı, ateşkesin başarı şansını azaltıyor. ABD ve Fransa’nın arabuluculuğunda varılan anlaşma, aynı zamanda İsrail’in kuzey sınırını Yemen’deki Husiler ve Suriye’den gelebilecek diğer tehditler karşısında da savunma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.
Küresel anlamda, anlaşma bölgedeki gerilimi azaltma potansiyeli taşırken, enerji piyasaları açısından da Doğu Akdeniz’deki doğal gaz arama faaliyetlerini etkileyebilir. Ancak başarısızlık durumunda, sadece İsrail ve Lübnan değil, Suriye ve Ürdün gibi komşular da yeni bir çatışma dalgasına sürüklenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikası ve bölgesel güç dengeleri açısından önem taşıyor. İsrail-Hizbullah çatışmasının devamı, Suriye’deki Türk varlığını ve enerji projelerini doğrudan etkileyebilir. Ateşkesin başarılı olması halinde, Ankara’nın Lübnan’daki siyasi nüfuz artırma çabaları ve Filistin meselesine yaklaşımı daha da öne çıkabilir. Öte yandan, anlaşmanın çökmesi yeni bir sığınmacı akınına ve bölgesel istikrarsızlığa yol açabilir; bu durum Türkiye’nin güney sınır güvenliğini ve diplomatik angajmanını zorlayabilir. Bu nedenle Türkiye, süreci dikkatle izleyerek dengeli bir tutum izlemek zorunda.