Bu hafta Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da, Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi'nin 17. Taraflar Konferansı (COP17) için bir araya gelen delegeler, arazi bozulmasına karşı daha iddialı bir küresel yanıt için ivme kazanıyor. Bu kez farklı olabileceğine dair beş umut verici işaret bulunuyor; bu toplantı, toprak kaybı ve kuraklıkla mücadelede yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Dünya genelinde milyonlarca insanın geçim kaynağını tehdit eden çölleşme ve arazi bozulması, iklim değişikliğinin etkileriyle daha da derinleşiyor. Bu nedenle COP17, yalnızca bir müzakere platformu değil, aynı zamanda küresel dayanışmanın test edileceği kritik bir dönüm noktası niteliği taşıyor.
Toprak Bozulmasıyla Mücadelede Yeni Bir Dönem
BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) kapsamında gerçekleştirilen COP17 toplantısı, arazi bozulması, çölleşme ve kuraklıkla mücadele konularında küresel çapta en üst düzey kararların alındığı platform olarak öne çıkıyor. Bu yılki konferansın ev sahipliğini üstlenen Moğolistan, dünyanın en kurak bölgelerinden birine sahip olması nedeniyle bu sorunun en yakından hissedildiği ülkelerden biri. Toplantının açılışında konuşan UNCCD Genel Sekreteri, arazi bozulmasının yalnızca çevresel bir mesele olmadığını, aynı zamanda ekonomik istikrarı, gıda güvenliğini ve göç hareketlerini derinden etkileyen küresel bir kriz olduğunu vurguladı.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, dünya genelinde tarım arazilerinin üçte birinin bozulduğunu ve bu durumun milyarlarca insanın geçimini tehdit ettiğini gösteriyor. İklim değişikliği, aşırı otlatma ve sürdürülemez tarım uygulamaları gibi faktörler, toprak kaybını hızlandırıyor. COP17'de ele alınması beklenen önemli konular arasında; arazi restorasyonu için finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi, kuraklıkla mücadelede erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir arazi yönetimi uygulamalarının teşvik edilmesi yer alıyor. Uzmanlar, bu toplantıda alınacak kararların 2030 yılına kadar küresel ölçekte arazi bozulmasını durdurma hedefine ulaşmada belirleyici olacağını belirtiyor.
Küresel Boyut: Kuraklık ve Göçün Kesişen Kaderleri
COP17'nin bir diğer kritik boyutu, kuraklık ve çölleşmenin tetiklediği zorunlu göçler üzerindeki etkisidir. Özellikle Afrika'nın Sahel bölgesi, Orta Doğu ve Orta Asya'da kuraklık nedeniyle yerinden edilen insan sayısı her yıl artıyor. BM verilerine göre, çevresel faktörler nedeniyle yer değiştiren insanların sayısı 2023'te 26 milyonu aştı ve bu sayının önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor. Bu durum, sınır ötesi iş birliğini zorunlu kılarken, COP17'nin bu konudaki kararlılığı uluslararası toplumun vicdanını da test ediyor.
Toplantıda ayrıca, arazi bozulmasının iklim değişikliği üzerindeki geri bildirim etkileri de masaya yatırılıyor. Bozulmuş topraklar, karbon yutaklarının azalmasına ve atmosferdeki karbondioksit seviyelerinin yükselmesine neden oluyor. Bu nedenle, arazi restorasyonu yatırımları, iklim değişikliğiyle mücadele stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. COP17'de, ülkelerin ulusal katkı beyanlarında (NDC) arazi tabanlı çözümlere daha fazla yer vermesi bekleniyor. Bu kapsamda, Türkiye gibi yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkelerin de aktif rol alması, hem bölgesel istikrar hem de küresel hedeflere ulaşılması açısından önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliği ve çölleşmeyle mücadelede son yıllarda önemli adımlar atan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Konya Kapalı Havzası gibi kuraklık riski yüksek bölgelerde sürdürülebilir su ve toprak yönetimi projeleri yürüten Türkiye'nin bu deneyimi, COP17'de diğer ülkelerle paylaşabileceği değerli bir birikim sunuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Orta Asya ve Afrika'daki kalkınma iş birlikleri, arazi bozulmasıyla mücadelede küresel çabalara katkı sağlama potansiyeli taşıyor. Bu toplantıdan çıkacak kararlar, Türkiye'nin ulusal iklim değişikliği politikalarını şekillendirirken, bölgesel iş birliklerine de yön verebilir.