ABD'nin 11 Eylül saldırıları sonrası başlattığı küresel terörle mücadele savaşı, İran'a beklenmedik stratejik fırsatlar sundu. Afganistan ve Irak işgalleri, Tahran'ın bölgedeki etkisini genişletmesine olanak tanıdı. Bu süreçte İran, Şii milisleri güçlendirerek Orta Doğu'da güç dengesini kendi lehine çevirdi.
11 Eylül Sonrası Düzen ve İran'ın Yükselişi
2001'de ABD'nin Afganistan'a müdahalesi ve 2003'te Irak'ı işgali, bölgesel dengeleri alt üst etti. Saddam Hüseyin'in devrilmesi, İran'ın en büyük bölgesel rakiplerinden birini ortadan kaldırdı. Irak'ta oluşan güç boşluğunu dolduran İran yanlısı gruplar, Tahran'ın Bağdat üzerindeki etkisini artırdı. Aynı dönemde Afganistan'da Taliban rejiminin sona ermesi, İran'ın doğu sınırında da yeni bir denklem yarattı.
ABD'nin terörle mücadele adı altında yürüttüğü operasyonlar, İran'ın desteklediği Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlere karşı doğrudan bir tehdit oluşturmadı; aksine bu gruplar, ABD ve müttefiklerine karşı direniş ekseninin bir parçası haline geldi. İran, Suriye'de Beşar Esad rejimine verdiği destekle Akdeniz'e uzanan bir kara koridoru oluşturdu. Bu koridor, Tahran'ın Lübnan'daki Hizbullah'a lojistik desteğini kolaylaştırdı.
2011'de başlayan Suriye iç savaşı, İran için bir başka fırsat penceresi açtı. Rusya ile birlikte Esad'a verdiği askeri destek, İran'ın Suriye'deki varlığını kalıcı hale getirdi. İran Devrim Muhafızları ve Kudüs Gücü, sahada aktif rol alarak stratejik noktaları kontrol altına aldı. Bu durum, İsrail'in kuzey sınırında ciddi bir güvenlik sorunu yarattı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın genişleyen etkisi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerini tedirgin etti. Yemen'de Husiler'e verilen destek, Suudi Arabistan'a yönelik füze saldırılarına yol açtı. Bu durum, bölgede mezhep temelli bir soğuk savaşı körükledi. ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulaması, İran'ın ekonomisini zorlasa da bölgesel aktivizmini durdurmadı.
Küresel düzeyde ise İran, Rusya ve Çin ile ilişkilerini derinleştirerek yaptırımları aşmaya çalıştı. Şanghay İşbirliği Örgütü'ne üyelik süreci ve Çin ile imzalanan 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşması, Tahran'ın Doğu'ya yönelimini gösteriyor. Bu eksen kayması, ABD'nin Orta Doğu'daki liderliğini sorgulatıyor.
İran'ın nükleer programı da bu denklemin merkezinde. Uranyum zenginleştirme faaliyetlerini ilerleten Tahran, nükleer eşiğe yaklaşırken İsrail ve ABD'den gelebilecek askeri müdahale tehdidiyle karşı karşıya. Ancak İran, olası bir saldırıya karşı bölgedeki vekil güçleriyle misilleme yapabileceğini gösterdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın bölgesel yükselişi, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika hesaplarını doğrudan etkiliyor. Suriye ve Irak'ta İran yanlısı grupların güçlenmesi, Türkiye'nin PKK/YPG ile mücadelesini zorlaştırabilir. Öte yandan Türkiye, İran ile ekonomik işbirliğini sürdürerek enerji ihtiyacını karşılamak ve yaptırımların etkisini dengelemek istiyor. Ancak İran'ın Şii milisler üzerinden yürüttüğü vekalet savaşı, Türkiye'nin bölgesel nüfuz alanlarıyla çakışıyor. Türkiye, İran ile rekabet ve işbirliği arasında hassas bir denge gözetmek zorunda.