Küresel servet sahipleri, artan jeopolitik belirsizlikler ve vergi yükleri karşısında ikinci bir pasaport satın almayı bir statü sembolü olmaktan çıkarıp zorunluluk haline getiriyor. Yatırım yoluyla vatandaşlık programları, özellikle Karayipler ve Avrupa Birliği ülkelerinde hızla büyüyen bir endüstriye dönüştü. The Economist'in yayımladığı bir podcast bölümünde, bu trendin arkasındaki ekonomik motivasyonlar ve küresel eşitsizlik masaya yatırıldı.
Neden Vatandaşlık Satın Alınıyor?
İkinci vatandaşlık arayışının başında, varlıklı bireylerin kendi ülkelerindeki siyasi istikrarsızlık, hukuki belirsizlikler ve yüksek vergi oranlarından kaçma isteği geliyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Hong Kong'daki güvenlik yasaları ve Latin Amerika'daki siyasi çalkantılar bu talebi körükledi. ABD vatandaşları bile, dünya genelinde gelir vergisi uygulaması nedeniyle ikinci bir pasaport almayı araştırıyor.
Yatırım yoluyla vatandaşlık programları, genellikle gayrimenkul yatırımı, hükümet tahvili ya da doğrudan bağış karşılığında pasaport sunuyor. Karayipler'deki St. Kitts ve Nevis, Antigua ve Barbuda, Dominika gibi ülkeler bu alanda öncü. Avrupa'da ise Portekiz, İspanya ve Yunanistan, yatırım karşılığında oturma izni (altın vize) verirken, Malta doğrudan vatandaşlık programı sunuyor.
Pasaport Ticareti ve Küresel Etkileri
Bu programlar, küçük ada devletleri için önemli bir gelir kaynağı oluşturuyor. Dominika ve St. Kitts'te pasaport satışı, GSYİH'nın önemli bir kısmını oluşturuyor. Ancak bazı ülkeler, programların kara para aklama ve vergi kaçırma için kullanıldığı gerekçesiyle eleştiriliyor. AB ve OECD, özellikle Karayip ülkelerine yönelik baskıları artırarak daha şeffaf olmalarını talep ediyor.
Öte yandan, ikinci vatandaşlıkların küresel servet eşitsizliğini derinleştirdiği de belirtiliyor. Varlıklı kesim uluslararası hareket kabiliyetine sahip olurken, orta ve alt gelir grupları sınırlı kalıyor. Pandemi döneminde uygulanan seyahat kısıtlamaları, pasaport gücünün önemini bir kez daha ortaya koydu. Güçlü pasaportlara sahip olanlar sınırları rahatça geçerken, diğerleri zorluk yaşadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yatırım yoluyla vatandaşlık programı sayesinde benzer bir modeli başarıyla uyguluyor. 2018'den bu yana en az 400 bin dolarlık gayrimenkul yatırımı karşılığında verilen Türk vatandaşlığı, özellikle Orta Doğu ve Asya ülkelerinden yoğun ilgi görüyor. Bu program, döviz girişi sağlayarak ekonomiyi desteklese de, konut fiyatlarının artmasına neden olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. Ayrıca, vatandaşlık satışının küresel istihbarat ve güvenlik riskleri doğurabileceği de tartışma konusu. AB'nin bu programlara yönelik denetimleri artırması, Türkiye'nin politikalarını da etkileyebilir.