Son yirmi yılın en belirgin ekonomik eğilimlerinden biri olan gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ekonomilere hızla yakınsaması, 2016 yılından bu yana önemli ölçüde yavaşladı. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası verilerine göre, Çin, Hindistan ve Brezilya gibi BRICS ülkelerinin kişi başına gayri safi yurt içi hasılası (GSYİH) artık G7 ülkelerine belirgin bir hızla yaklaşmıyor. Bu durumun temel nedeni, G7 ülkelerinin daha iyi performans göstermesi değil; aksine, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerin büyüme hızlarının ortalamanın altına inmesi. Küresel ekonominin genelinde yaşanan verimlilik yavaşlaması, ticaret gerilimleri ve artan borç yükü, yakınsama sürecini sekteye uğratan başlıca faktörler arasında gösteriliyor.
Yakınsama Yavaşlamasının Arkasındaki Nedenler
2000'li yılların başından itibaren, küreselleşmenin zirve yaptığı dönemde, gelişmekte olan ekonomiler yüksek büyüme oranlarıyla dikkat çekiyordu. Çin, yıllık ortalama yüzde 10'un üzerinde büyüme kaydederken, Hindistan ve diğer Asya ekonomileri de benzer bir ivme yakalamıştı. Bu süreç, küresel gelir dağılımının dengelenmesi açısından umut verici bir tablo çiziyordu. Ancak 2016 sonrası dönemde bu tablo değişmeye başladı. Özellikle Çin'in büyüme hızı yüzde 6'nın altına gerilerken, diğer BRICS ülkeleri de yapısal sorunlarla karşı karşıya kaldı. Brezilya ve Rusya, siyasi krizler ve yaptırımlar nedeniyle büyüme performanslarını sürdüremedi. Hindistan ise reform süreçlerine rağmen istihdam yaratma ve verimlilik artışı konusunda beklentileri karşılayamadı.
Gelişmiş ekonomilerde de durum farklı değil. ABD hariç, G7 ülkelerinin çoğu düşük büyüme oranlarıyla boğuşuyor. Japonya'nın uzun süredir devam eden stagflasyon riski, Avrupa'nın enerji krizi ve yaşlanan nüfus yapısı, bu ülkelerin potansiyel büyüme hızını sınırlıyor. Özellikle Almanya ve Fransa gibi Avrupa'nın lokomotif ekonomileri, ihracata dayalı modellerinin artık eskisi kadar güçlü olmadığını görüyor. Bu durum, küresel büyümenin ortak bir yavaşlama içinde olduğunu gösteriyor. IMF'nin son Dünya Ekonomik Görünümü raporuna göre, küresel büyüme 2023'te yüzde 3,2 ile tarihsel ortalamaların altında kaldı ve 2024-2025 için de benzer seviyeler öngörülüyor.
BRICS'in Yeni Rolü ve Küresel Güç Dengeleri
BRICS ülkeleri, 2000'li yılların ortalarından itibaren küresel ekonomik yönetişimde daha fazla söz sahibi olmak için bir araya gelmişti. 2010 yılında Güney Afrika'nın katılımıyla genişleyen grup, 2024 yılında İran, Mısır, Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de katılımıyla daha da büyüdü. Bu genişleme, BRICS'in yalnızca ekonomik bir blok olmaktan çıkıp jeopolitik bir güç haline gelme çabasını yansıtıyor. Ancak ekonomik yakınsamanın yavaşlaması, bu ülkelerin küresel ekonomideki ağırlığını artırma hedefini zorlaştırıyor. Özellikle Çin'in büyüme hızındaki düşüş, BRICS'in toplam GSYİH büyüklüğünün G7'yi yakalama süresini uzatıyor. Dünya Bankası verilerine göre, BRICS ülkelerinin toplam GSYİH'sının G7'yi geçmesi için gereken süre 2016'dan önceki tahminlere göre en az 10 yıl daha uzadı.
Bu tablo, küresel ekonomik dengelerin yeniden şekillenmekte olduğunu gösteriyor. ABD'nin nispeten daha dirençli büyümesi, doların rezerv para birimi olarak konumunu korumasına yardımcı olurken, Çin'in yavaşlaması ve Avrupa'nın enerji krizi, küresel ekonominin ABD'ye olan bağımlılığını artırıyor. Öte yandan, gelişmekte olan ülkelerin borç krizi, artan faiz oranları ve ticaret korumacılığı, yakınsama sürecini daha da kırılgan hale getiriyor. Uluslararası kuruluşlar, bu yavaşlamanın yalnızca geçici bir dönem değil, kalıcı bir eğilim olabileceği konusunda uyarıyor. Teknolojik ilerleme ve yeşil dönüşüm gibi faktörlerin yeni büyüme kaynakları yaratması, yakınsama sürecini yeniden canlandırabilir; ancak bu potansiyelin hayata geçirilmesi için kapsamlı yapısal reformlar ve uluslararası iş birliği gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel ekonomik yakınsamanın yavaşlaması, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için doğrudan sonuçlar doğuruyor. Türkiye, son yıllarda yüksek enflasyon ve kur dalgalanmalarıyla mücadele ederken, küresel sermaye akımlarının yavaşlaması ve ticaret ortamındaki belirsizlikler, büyüme hedeflerini zorlaştırıyor. Ayrıca, BRICS ülkeleriyle artan ticari ilişkiler, bu ülkelerin büyüme hızlarındaki düşüşten olumsuz etkilenebilir. Ancak Türkiye'nin jeopolitik konumu, enerji koridorları ve genç nüfusu, yeni büyüme fırsatları yaratabilir. Küresel yavaşlamaya rağmen, Türkiye'nin ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi ve üretim altyapısını modernize etmesi, bu zorlu dönemde dayanıklılığını artırabilir. Türk ekonomi yönetiminin, bu küresel tabloyu dikkate alarak uzun vadeli yapısal reformlara odaklanması kritik önem taşıyor.