İşgal altındaki Batı Şeria'da 2022 yılından bu yana hayatını kaybeden dokuz ABD vatandaşının ölümleri, Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği'nin İsrail'in çıkarları doğrultusunda mı yoksa ABD'nin kendi vatandaşlarının güvenliğini korumak için mi hareket ettiği sorusunu gündeme getirdi. Son dönemde yaşanan ölümler, Washington'un bölgedeki tutumuna yönelik eleştirileri artırırken, ABD vatandaşlarının İsrail güçleri tarafından öldürülmesi durumunda yeterli soruşturma yapılmadığı iddiaları öne çıkıyor.
Batı Şeria'da ABD vatandaşlarının ölümleri ve tepkiler
2022'den bu yana işgal altındaki Batı Şeria'da en az dokuz ABD vatandaşı hayatını kaybetti. Bu ölümlerin büyük bölümü İsrail güvenlik güçlerinin müdahaleleri veya yerleşimci şiddeti sonucu meydana geldi. Son olaylardan biri, geçtiğimiz aylarda Ramallah yakınlarında 78 yaşındaki ABD vatandaşı Ömer Asad'ın İsrail askerleri tarafından öldürülmesiydi. Asad'ın ölümü, ABD yönetiminin İsrail'e yönelik sorgulayıcı tutumunu artırmasına yol açtı. Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı'nın olayla ilgili soruşturma talepleri henüz somut bir sonuç doğurmadı.
Filistinli yetkililer ve insan hakları örgütleri, ABD'nin Kudüs'teki büyükelçiliğinin İsrail hükümetiyle yakın ilişkileri nedeniyle bu tür olaylarda tarafsız davranmadığını savunuyor. Özellikle 2018'de büyükelçiliğin Tel Aviv'den Kudüs'e taşınması, ABD'nin İsrail'in başkenti iddiasını fiilen tanıması olarak yorumlanmıştı. Bu hamle, Filistinliler ve uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
ABD'nin ikilemi: Vatandaş güvenliği ve stratejik ortaklık
ABD yönetimi, İsrail ile stratejik ortaklığını sürdürürken bir yandan da kendi vatandaşlarının ölümleri karşısında hesap sorma baskısıyla karşı karşıya. Kongre'deki bazı Demokrat ve Cumhuriyetçi üyeler, Dışişleri Bakanlığı'nı İsrail'in ABD vatandaşlarına yönelik eylemlerini daha fazla sorgulamaya çağırıyor. Özellikle 2024'te yaşanan ve Filistin kökenli ABD vatandaşı Aysenur Ezgi Eygi'nin öldürülmesi, Türkiye'nin de gündemine gelmiş ve Ankara olayın aydınlatılması için girişimlerde bulunmuştu. Eygi'nin ölümü, ABD'nin müttefiki İsrail'e karşı ne kadar bağımsız hareket edebileceğini sorgulatan sembol vakalardan biri haline geldi.
Uzmanlar, ABD'nin İsrail'e yönelik eleştirilerinin genellikle retorik düzeyinde kaldığını, somut yaptırım veya soruşturma adımlarının atılmadığını belirtiyor. Kudüs'teki büyükelçilik, fiilen İsrail devletinin bir parçası gibi çalışmakla eleştiriliyor; bazı eski diplomatlar, büyükelçiliğin ABD vatandaşlarının haklarını korumak yerine İsrail'in güvenlik anlatısını benimsediğini öne sürüyor.
Öte yandan ABD yönetimi, İsrail'in kendi yargı süreçlerine güvendiğini ve soruşturmaların İsrail makamları tarafından yürütüldüğünü savunuyor. Ancak insan hakları grupları, İsrail ordusunun kendi askerlerini soruşturma konusunda isteksiz olduğunu ve bu nedenle adaletin sağlanamadığını vurguluyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Bu tartışma, yalnızca ABD-İsrail ilişkileriyle sınırlı değil. Batı Şeria'daki şiddet, Orta Doğu barış sürecini derinden etkiliyor ve iki devletli çözüm umutlarını zayıflatıyor. ABD'nin tutumu, Arap ülkeleri ve Filistin yönetimi nezdinde güven kaybına yol açarken, İsrail'in uluslararası alanda artan izolasyonunu da gözler önüne seriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail yetkilileri hakkında yürüttüğü soruşturmalar ve Birleşmiş Milletler kararları, Washington'un ikilemini daha da görünür kılıyor.
ABD'nin Kudüs büyükelçiliği, İsrail ile Filistin arasındaki gerginlikte sembolik bir rol oynuyor. Büyükelçiliğin yeri ve işleyişi, ABD'nin İsrail'in başkenti konusundaki tutumunun somut bir göstergesi olarak görülüyor. ABD vatandaşlarının ölümleri ise bu politikanın insani bedelini ortaya koyuyor. Washington'un, stratejik çıkarları ile vatandaşlarının güvenliği arasında nasıl bir denge kuracağı, önümüzdeki dönemde ABD dış politikasının en hassas başlıklarından biri olmaya aday.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'in Gazze ile Batı Şeria'daki eylemlerine yönelik eleştirileriyle bu tartışmanın doğrudan tarafı. ABD vatandaşı Aysenur Ezgi Eygi'nin öldürülmesi, Ankara'nın olayın aydınlatılması için ABD nezdinde girişimlerde bulunmasına yol açmıştı. Türkiye, Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği'nin İsrail'in yanında konumlanmasını, Filistinlilerin haklarının gaspı olarak görüyor ve uluslararası toplumu daha etkili adımlar atmaya çağırıyor. Bu tür olaylar, Türkiye'nin bölgede Filistinlilerin koruyucusu rolünü pekiştirmesine ve ABD ile ilişkilerinde zaman zaman gerilim yaratmasına neden oluyor. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile normalleşme sürecinde bu tür insan hakları ihlalleri kamuoyunda tepki oluşturarak hükümetin manevra alanını daraltıyor.