Küba'da 1960'lı yıllarda devrim sonrası kamulaştırılan mülkler için açılan tazminat davaları, ABD'de son yıllarda yapılan yasal değişikliklerle yeniden gündeme geldi. Soğuk Savaş döneminde dondurulan bu talepler, şimdi Küba'nın egemenliğine karşı kullanılan bir araç haline dönüşüyor. ABD mahkemelerinde görülen davalar, Küba'yı milyarlarca dolarlık tazminat ödemeye zorlarken, ada ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Uzmanlar, bu durumun Küba'nın yeniden fethi amacı taşıyan bir strateji olduğunu belirtiyor.
Davaların Arka Planı
Küba Devrimi'nin ardından 1959-1960 yıllarında çıkarılan kanunlarla, ABD vatandaşlarına ve şirketlerine ait çok sayıda mülk kamulaştırıldı. Dönemin ABD yönetimi, bu mülklerin tazmini için diplomatik girişimlerde bulunsa da sonuç alınamadı. 1960'ların başında ABD, Küba ile diplomatik ilişkilerini kesti ve ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Kamulaştırılan mülklerin değeri, bugünkü fiyatlarla 5-8 milyar dolar arasında tahmin ediliyor. Ancak faiz ve enflasyonla birlikte bu rakamın 20 milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor. ABD'deki Küba asıllı grupların lobi faaliyetleri sonucu, 1996 yılında çıkarılan Helms-Burton Yasası, bu davaların ABD mahkemelerinde görülmesine olanak tanıdı. Ancak yasanın etkisi, son yıllarda Trump ve Biden yönetimlerinin Küba'ya yönelik sert politikalarıyla daha da arttı. Özellikle 2019'da ABD, Helms-Burton Yasası'nın 3. maddesini yürürlüğe koyarak, Küba'da kamulaştırılan mülkleri kullanan yabancı şirketlere karşı dava açılmasının önünü açtı. Bu düzenleme, Küba ile ticaret yapan Avrupalı ve Kanadalı şirketleri de hedef alıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Davaların canlanması, Küba ekonomisi üzerinde doğrudan bir baskı oluştururken, bölgesel jeopolitiği de etkiliyor. Küba, Venezüella, Nikaragua ve Çin ile yakın ilişkilerini sürdürürken, ABD'nin bu hamlesi adayı izole etmeyi amaçlıyor. ABD'nin müttefiki olan Avrupa Birliği ve Kanada, Helms-Burton Yasası'nın üçüncü maddesine karşı çıkıyor ve Dünya Ticaret Örgütü'ne şikayette bulunuyor. Ancak ABD, ulusal güvenlik gerekçesiyle bu eleştirileri geri çeviriyor. Küba yönetimi, mülkiyet taleplerini "soyguncu kapitalizmin yeniden dayatılması" olarak nitelendiriyor ve uluslararası hukuka aykırı buluyor. Bu durum, Latin Amerika'da ABD karşıtı söylemleri güçlendiriyor ve bölgedeki sol hükümetlerin meşruiyetini artırıyor. Aynı zamanda, Çin'in Küba'ya yaptığı yatırımlar da bu davalardan etkileniyor; zira Çinli şirketler, eski ABD mülklerini kullanıyor olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Küba ile tarihsel olarak dostane ilişkiler sürdürmekte ve adada yatırım yapmaktadır. ABD'nin mülkiyet davalarını canlandırması, Türk şirketlerinin Küba'da faaliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Özellikle turizm, inşaat ve tarım sektörlerinde yatırım yapan Türk firmaları, eski ABD mülkleriyle ilgili hukuki risklerle karşı karşıya kalabilir. Diplomatik olarak Türkiye, ABD ile Küba arasında denge politikası izlemek zorunda kalabilir. Türkiye'nin Küba ile ticaret hacmi sınırlı olsa da, bu dava dalgası, Türkiye'nin Latin Amerika açılımı kapsamında bölgeye yönelik yatırımlarını sekteye uğratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin uluslararası hukuka dayalı çözümler arayan tutumu, Küba'nın egemenliğine saygı duyulması gerektiğini savunan bir duruşu benimsemesini gerektirebilir.