Küba'nın en üst düzey enerji yetkilisi, Eylül ayında ABD makamlarının el koyduğu ve Küba'ya giden biodizel sevkiyatları ile ülkenin komünist hükümeti arasında herhangi bir bağlantı olmadığını açıkladı. Enerji ve Maden Bakanı Liván Arronte Cruz, ABD'nin Küba'nın bu anlaşmalara karıştığı yönündeki iddialarını reddetti. Açıklama, Washington'un Havana'ya yönelik yaptırımlarını sıkılaştırdığı bir dönemde geldi.
Sevkiyat krizi ve karşılıklı suçlamalar
ABD yetkilileri, Eylül ayında Küba'ya gönderilmek üzere hazırlanan biodizel yüklü tankerlerin uluslararası sularda durdurulduğunu ve kargonun ABD yaptırımlarını ihlal ettiği gerekçesiyle alıkonulduğunu bildirmişti. ABD Hazine Bakanlığı'na bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), söz konusu sevkiyatların Küba devletine ait şirketlerle bağlantılı olduğunu iddia etmişti. Ancak Bakan Arronte Cruz, yaptığı yazılı açıklamada, "Küba hükümetinin bu sevkiyatlarla hiçbir ilgisi yoktur. İddialar asılsızdır ve Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik abluka politikasını meşrulaştırma çabasıdır" ifadelerini kullandı.
Küba resmi haber ajansı Prensa Latina'ya konuşan Arronte Cruz, ülkesinin biodizel ithalatına ihtiyaç duymadığını, çünkü yerli üretimin temel ihtiyaçları karşıladığını belirtti. Bakan, "Küba, enerji egemenliğini güçlendirmek için yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaktadır. Bu tür asılsız suçlamalar, ülkemizin ekonomik kalkınma çabalarını sabote etmeye yöneliktir" dedi. Açıklamada, ABD'nin el koyduğu yakıtın hacmi veya değeri hakkında bilgi verilmedi.
Olay, ABD Başkanı Donald Trump döneminde Küba'ya yönelik yaptırımların sertleştirildiği bir atmosferde yaşandı. Washington, Venezuela'ya petrol sevkiyatı yapan Küba bağlantılı tankerlere de yaptırım uygulamıştı. Küba, uzun süredir devam eden ABD ambargosunun ekonomisini ciddi şekilde etkilediğini savunuyor. Bu son hadise, iki ülke arasındaki gerginliğin enerji alanına da yansıdığını gösteriyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Uzmanlar, ABD'nin el koyma hamlesinin sadece Küba ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda bölgedeki diğer sol eğilimli hükümetlere de gözdağı verme amacı taşıdığını değerlendiriyor. Latin Amerika'da Venezuella ve Nikaragua gibi ülkeler de benzer yaptırımlarla karşı karşıya. Biodizel, yenilenebilir enerji kaynağı olarak özellikle ada ülkeleri için önemli bir alternatif. ABD'nin bu tür sevkiyatları engellemesi, Küba'nın enerji çeşitlendirme çabalarını baltalayabilir.
Öte yandan, ABD'nin yaptırım uygulama konusundaki tek taraflı tutumu, uluslararası hukuk açısından tartışmalara yol açıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, her yıl ezici çoğunlukla ABD ambargosunun kaldırılması yönünde karar alıyor. Ancak Washington, bu çağrıları dikkate almıyor. Son olay, ABD'nin ekonomik yaptırımları siyasi baskı aracı olarak kullanma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.
Küba, son yıllarda turizm ve döviz gelirlerinde yaşanan düşüşle birlikte ekonomik krizle boğuşuyor. Pandemi sonrası toparlanma süreci, yaptırımlar nedeniyle sekteye uğramış durumda. Enerji sektöründe yaşanan sıkıntılar, halkın günlük yaşamını da olumsuz etkiliyor. Hükümet, bu tür suçlamalarla mücadele ederken bir yandan da uluslararası arenada destek arayışını sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba ile ABD arasındaki yakıt sevkiyatı krizi, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de küresel yaptırım rejimlerinin enerji ticaretine etkisi bakımından dikkat çekici. Türkiye, son yıllarda Latin Amerika ve Karayipler ile ekonomik ilişkilerini geliştirme çabasında. Küba'ya yönelik ABD yaptırımları, Türk şirketlerinin bölgede karşılaşabileceği riskleri artırabilir. Ayrıca, tek taraflı yaptırımların uluslararası ticareti nasıl etkilediği, Türkiye'nin de zaman zaman karşılaştığı bir sorun. Ankara, diplomatik kanalları kullanarak yaptırımların hafifletilmesi için çağrıda bulunabilir. Enerji güvenliği açısından ise Türkiye'nin yenilenebilir kaynaklara yönelimi, benzer krizlere karşı direnç sağlayabilir.