ABD Başkanı, 16 Ağustos 2026'da sosyal medya hesabından Savunma Bakanı'na Güney Kore ile ortak tatbikatları küçültme talimatı verirken Kuzey Kore'yi “tehditkâr değil ve saygılı” sözleriyle tanımladı. Bu açıklama, iki yıl önce Seul'de ABD-Güney Kore ittifakının nükleer danışma grubu anlaşmasını gündeme getirmesinin ardından Kore'nin nükleer rolüne dair belirsizlikleri derinleştirdi. Washington'un bu jesti, Pyongyang'a yönelik diplomatik açılım sinyali olarak yorumlanırken, müttefikler arasında güvenilirlik soru işaretleri yarattı.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ve Güney Kore, 2024'te imzalanan Washington Deklarasyonu ile nükleer danışma grubu (NCG) mekanizmasını kurmuştu. Bu yapı, Kuzey Kore'nin nükleer tehdidine karşı ortak caydırıcılığı güçlendirmeyi ve Seul'e nükleer planlamada söz hakkı tanımayı amaçlıyordu. Ancak Başkan'ın son talimatı, bu mekanizmanın işleyişini sekteye uğrattı. Savunma Bakanı'na verilen emir, sadece tatbikatların ölçeğini değil, aynı zamanda ittifakın nükleer şemsiyesinin kapsamını da sorgulatıyor.
Uzmanlar, “Goldilocks yanılgısı” olarak adlandırdıkları bu durumu, Kore'nin nükleer rolünün ne çok sıcak ne çok soğuk, yani tehditkâr olmayan ama caydırıcı bir denge olarak tanımlanmasının imkânsızlığına bağlıyor. Kuzey Kore'nin nükleer kapasitesini artırmasına rağmen ABD'nin yumuşak mesajlar vermesi, Güney Kore'de bağımsız nükleer silahlanma tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Seul yönetimi, Washington'un bu tutumunu müttefiklik ilişkilerinde bir zafiyet olarak görüyor.
Tarihsel olarak, ABD'nin Kuzey Kore ile yürüttüğü nükleer müzakereler 1994 Cenevre Çerçeve Anlaşması'ndan 2018 Singapur Zirvesi'ne kadar inişli çıkışlı bir seyir izledi. Her seferinde, Kuzey Kore'nin nükleer programını dondurma vaatleri, somut adımlara dönüşmedi. Bu durum, Güney Kore'nin güvenlik garantilerine olan güvenini sarstı. Şimdi ise ABD'nin tek taraflı tatbikat küçültme kararı, ittifakın içindeki güven bunalımını derinleştiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kuzey Kore'nin nükleer programı, yalnızca Kore Yarımadası'nı değil, tüm Doğu Asya güvenlik mimarisini etkiliyor. Japonya, ABD'nin bu hamlesini endişeyle izliyor; Tokyo, Kuzey Kore'nin füze denemelerine karşı ABD'nin caydırıcılık taahhüdünün zayıflamasından çekiniyor. Çin ise, ABD'nin Kore'deki askeri varlığını azaltmasını kendi bölgesel etkisini artırma fırsatı olarak görebilir. Rusya da Kuzey Kore ile askeri işbirliğini derinleştirerek, ABD'nin geri çekilmesini kendi lehine çevirmeye çalışabilir.
ABD'nin bu kararı, küresel nükleer caydırıcılık doktrinlerinde bir kayma olarak yorumlanabilir. NATO'nun nükleer paylaşım düzenlemeleri, ABD'nin müttefiklerine verdiği güvencelerin belirsizliğini artırabilir. Özellikle Avrupa'da, Rusya'nın nükleer tehditlerine karşı ABD şemsiyesine güvenen ülkeler, benzer bir yumuşamanın kendilerine yönelik olabileceğinden endişe duyuyor. Güney Kore'nin nükleer silahlanma olasılığı, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilir ve Japonya'nın da nükleer opsiyonunu masaya getirebilir.
Uzmanlar, ABD'nin Kuzey Kore'yi “tehditkâr değil” olarak tanımlamasının, Pyongyang'ın nükleer kapasitesini meşrulaştırma riski taşıdığını belirtiyor. Bu durum, uluslararası nükleer silahsızlanma çabalarına da zarar verebilir. Nitekim, Kuzey Kore'nin nükleer programını sürdürmesi, NPT rejimini zayıflatırken, diğer ülkelerin de nükleer silahlara yönelmesine zemin hazırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Kore politikasındaki bu dalgalanma, Türkiye için dolaylı ama önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, NATO içinde ABD'nin güvenlik garantilerine bağlı bir müttefik olarak, Washington'un caydırıcılık taahhütlerindeki erozyonu dikkatle izlemeli. Eğer ABD, Kuzey Kore gibi bir tehdit karşısında yumuşak bir tutum alıyorsa, bu, Türkiye'nin çevresindeki risklere karşı da benzer bir belirsizlik yaratabilir. Ayrıca, bölgesel silahlanma yarışı, Türkiye'nin savunma sanayii ve stratejik otonomi arayışlarını hızlandırabilir. Türkiye, nükleer caydırıcılık konusunda kendi güvenlik mimarisini gözden geçirmeli ve müttefiklik ilişkilerinde güvenilirliği sorgulamalıdır.