ABD'li üst düzey askeri komutanlar, Savunma Bakanı Pete Hegseth'e, İran'a yönelik olası bir askeri operasyonun kapsamının genişletilmesinin Amerikan ordusunun diğer bölgelerdeki hazır bulunuşluğunu ciddi şekilde zayıflatabileceği konusunda uyarıda bulundu. Son haftalarda hazırlanan gizli bir istihbarat değerlendirmesine göre, Orta Doğu'da uzun süreli geniş çaplı operasyonlar, özellikle Hint-Pasifik bölgesindeki angajmanlara ayrılan kaynakların ve askeri kapasitenin azalmasına yol açabilir. Bu durum, ABD'nin küresel stratejik öncelikleri arasında denge kurma çabalarını olumsuz etkileyebilir.
Gelişmenin arka planı
Pentagon'dan üst düzey yetkililer, Savunma Bakanı Hegseth'e sundukları raporlarda, İran'ın nükleer programına yönelik artan endişelere rağmen, askeri seçeneklerin sınırlı ve hedefli olması gerektiğini vurguladı. Komutanlar, özellikle İran'ın derinlemesine savunma yapısı ve misilleme kapasitesi göz önüne alındığında, geniş çaplı bir operasyonun ABD kuvvetlerini uzun süreli bir çatışmaya sürükleyebileceği konusunda uyarıyor. Raporlarda, İran'ın Balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla ABD'ye ve müttefiklerine yönelik tehditlerin, kara harekatı veya yoğun hava bombardımanı gerektiren bir stratejiyle ele alınması durumunda, ABD'nin askeri kaynaklarının önemli ölçüde tükenebileceği ifade ediliyor.
Uzmanlar, ABD'nin son yıllarda Orta Doğu'daki askeri varlığını azaltma eğiliminde olduğunu, ancak İran'daki son gelişmelerin ve bölgesel gerilimlerin bu politikayı zorlayabileceğini belirtiyor. Gizli değerlendirmede, hava savunma sistemlerinin, mühimmat stoklarının ve uçak gemisi konuşlandırmalarının sınırlı olduğu ve bu kaynakların Orta Doğu'da yoğunlaştırılmasının Hint-Pasifik bölgesindeki Çin'e karşı caydırıcılık misyonunu zayıflatacağı kaydediliyor. Ayrıca, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı nedeniyle ABD'nin Avrupa'daki taahhütlerinin de arttığı bir dönemde, askeri kaynakların üç cepheye birden yetişmesinin mümkün olmadığı vurgulanıyor.
Savunma Bakanlığı'ndan yapılan resmi açıklamalarda, Hegseth'in bu uyarıları dinlediği ve İran'a yönelik herhangi bir askeri planın kapsamlı bir risk değerlendirmesine tabi tutulacağı ifade edildi. Ancak bakanın, İran'ın nükleer müzakerelerdeki katı tutumu ve bölgedeki saldırgan politikaları karşısında daha aktif bir askeri yaklaşımı savunduğu da biliniyor. Beyaz Saray sözcüsü, başkanın ulusal güvenlik ekibiyle konuyu görüştüğünü ancak henüz bir askeri seçeneğin masada olmadığını belirtti.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gelişme, Orta Doğu'daki gerilimi daha da artırabilecek bir potansiyele sahipken, küresel güç dengeleri açısından da kritik önem taşıyor. ABD'nin askeri kapasitesinin Orta Doğu'ya yönlendirilmesi, Çin'in Hint-Pasifik'teki agresif tutumu karşısında Washington'un elini zayıflatabilir. Özellikle Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimler göz önüne alındığında, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının azalması, Pekin'e stratejik bir avantaj sağlayabilir. Uzmanlar, bu durumun Çin'in bölgesel hedeflerine ulaşma konusunda daha cesur adımlar atmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Öte yandan, İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgesel müttefikler, ABD'nin İran'a karşı daha kararlı bir tutum sergilemesini beklerken, bu ülkelerin olası bir ABD-İran çatışmasının bölgeye yayılmasından endişe ettiği biliniyor. İran'ın, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel petrol fiyatlarını ve tedarik zincirlerini doğrudan etkileyebilecek bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, ABD'nin askeri planlaması sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve diplomatik sonuçları da göz önünde bulundurmak zorunda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu bir ülke olarak bu gelişmelerden doğrudan etkilenebilecek konumda. ABD'nin İran'a yönelik olası geniş çaplı bir askeri operasyonu, bölgede yeni bir göç dalgası yaratabilir ve Türkiye'nin güneydoğu sınırında güvenlik risklerini artırabilir. Ayrıca, Kürt grupların durumu ve PKK'nın İran bağlantıları gibi hassas konular, Türkiye'nin bölgedeki dengeleri yakından takip etmesini gerektiriyor. Türkiye'nin, hem ABD hem de İran ile yürüttüğü ilişkilerde, kendi güvenlik çıkarlarını ve enerji ihtiyacını gözeten bir denge politikası izlemesi beklenir. Olası bir çatışma ortamında Türkiye'nin, bölgesel istikrarın sağlanması ve kendi sınır güvenliğinin korunması için diplomatik girişimlerde bulunması muhtemeldir. Bu durum, Türk dış politikasının çok boyutlu yapısını bir kez daha ortaya koymaktadır.