Kolombiya'nın batısında Pazartesi günü meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından arama kurtarma ekipleri, enkaz altında kalanlara ulaşma umutlarının tükendiği kritik bir aşamaya girdi. Perşembe günü itibarıyla resmi ölü sayısı 14'e yükselirken, yaralı sayısı 350'yi aştı. Depremin merkez üssü, nüfus yoğunluğu yüksek olan Risaralda ve Valle del Cauca bölgeleri arasında yer alan dağlık bir alan olarak belirlendi. Cali ve Pereira kentlerinde arama çalışmaları daraltılırken, enkaz altında hâlâ yakınlarını bekleyen ailelerin acısı her geçen saat artıyor.
Depremin Ardından İlk Saatler ve Enkaz Altındaki Yaşam Mücadelesi
Depremin meydana geldiği ilk saatlerde kurtarma ekipleri, çöken binaların altından canlı kurtarılanların haberleriyle umutlanmıştı. Ancak arama köpekleri ve termal kameralarla yapılan taramalarda canlı belirtilerinin kaybolması, ekipleri enkaz kaldırma çalışmalarına yoğunlaştırmaya yöneltti. Ulusal Afet Risk Yönetimi Birimi (UNGRD) yetkilileri, depremin ardından toplam 2.300 binanın hasar gördüğünü, bunlardan 180'inin tamamen çöktüğünü açıkladı. Bölgede arama kurtarma çalışmalarına 1.000'den fazla personel katılırken, ordu ve sivil savunma ekipleri de destek veriyor.
Depremde en ağır hasarı, eski yapı stokunun yoğun olduğu Pereira kentinin tarihi mahalleleri aldı. Kentteki dar sokaklar, ağır iş makinelerinin çalışmasını güçleştirirken, ekipler kimi yerlerde elleriyle kazmak zorunda kaldı. Deprem anında yıkılan bir apartmanın enkazından ikinci gün sağ çıkarılan bir baba ve iki çocuğu, kurtarma ekiplerine moral kaynağı olmuştu. Ancak son 24 saatte yalnızca üç cansız bedene ulaşılabildi.
Depremden etkilenen bölgelerde hastaneler yaralı akınıyla başa çıkmaya çalışırken, sağlık bakanlığı seyyar hastaneler kurdu. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) bölge ofisi, temiz su ve ilaç tedariki için Kolombiya hükümetiyle koordinasyon halinde olduğunu duyurdu. Sokaklarda binlerce kişi, artçı sarsıntılar nedeniyle geceyi açık havada geçiriyor. Yetkililer, depremin ardından 200'den fazla artçı sarsıntının kaydedildiğini ve halkın yetkililerin uyarılarına uyarak hasarlı binalara girmemesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kolombiya'nın Deprem Riskine Karşı Kırılganlığı
Kolombiya, Pasifik Ateş Çemberi olarak bilinen ve dünyadaki depremlerin yüzde 90'ının meydana geldiği sismik kuşak üzerinde yer alıyor. Ülkenin batı kesimi, Nazca ve Güney Amerika tektonik plakalarının çarpışma noktasında bulunuyor. Bu nedenle bölge tarih boyunca yıkıcı depremlere sahne oldu. 1999 yılında aynı bölgede meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki bir deprem, 1.000'den fazla kişinin ölümüne yol açmıştı. Uzmanlar, bu kez can kaybının nispeten sınırlı kalmasını, son yıllarda bina yönetmeliklerinin sıkılaştırılmasına ve erken uyarı sistemlerinin devreye girmesine bağlıyor.
Ancak deprem, Kolombiya'nın özellikle kırsal ve yoksul kesimlerdeki yapı stokunun hâlâ ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Kurtarma çalışmalarına uluslararası yardım kuruluşları da destek veriyor; Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Federasyonu, bölgeye acil yardım ekibi gönderdi. ABD Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS), depremin büyüklüğünü 6,2 olarak doğrularken, tsunami uyarısı yapılmadı. Depremin etkisiyle Kolombiya'nın komşuları Ekvador ve Peru'da da sarsıntılar hissedildi, ancak iki ülkede de can veya mal kaybı bildirilmedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kolombiya'daki deprem, doğrudan Türkiye'yi etkileyen bir gelişme olmasa da, iki ülke arasındaki ilişkiler açısından önemli bir bağlam sunuyor. Türkiye ile Kolombiya arasında özellikle son yıllarda ticaret hacmi artarken, iki ülke de doğal afetlerle mücadele konusunda deneyimlerini paylaşma eğiliminde. Türkiye, deprem sonrası arama kurtarma ekiplerini gönderme teklifinde bulundu; bu tür uluslararası dayanışma, Türkiye'nin yumuşak güç politikasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi deprem gerçeği göz önüne alındığında, bu tür felaketlerin yol açtığı yıkım, ülkedeki kentsel dönüşüm ve afet hazırlık çalışmalarının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Küresel ölçekte ise, iklim değişikliği ve nüfus artışıyla birlikte doğal afetlerin sıklığının ve şiddetinin artması, tüm ülkelerin ortak sorunu haline geliyor ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesini zorunlu kılıyor.