Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanlığı, ABD yönetiminin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne (GKRY) yönelik silah ambargosu muafiyetini uzatma kararını derin üzüntüyle karşıladığını açıkladı. Bakanlık, uluslararası aktörleri adadaki iki ayrı devlet ve iki ayrı halk gerçeğini dikkate alarak 'adil ve dengeli bir politika' izlemeye çağırdı. Karar, Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri ve Kıbrıs müzakereleri açısından yeni bir gerilim hattı oluşturdu.
Gelişmenin Arka Planı
ABD, 1987'den bu yana Kıbrıs'a yönelik silah ambargosunu çeşitli düzenlemelerle sürdürüyordu. 2019'da Kongre, Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve güvenlik kaygılarını gerekçe göstererek GKRY'ye yönelik kısmi muafiyet tanıdı. Bu muafiyet, her yıl ABD Başkanı'nın onayıyla uzatılıyor ve Rum yönetiminin savunma kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor. Son kararla birlikte Washington, 2024 mali yılı için de muafiyeti devam ettirdi. KKTC, bu adımı adadaki eşitliği bozan ve barış görüşmelerini baltalayan bir hamle olarak değerlendiriyor.
KKTC Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "ABD'nin tek taraflı bu kararı, Kıbrıs Türk halkının güvenlik endişelerini göz ardı etmekte ve adadaki istikrara zarar vermektedir. Uluslararası toplumu, iki ayrı devlet ve iki ayrı halkın varlığını kabul ederek adil ve dengeli politikalar izlemeye davet ediyoruz" denildi. Açıklamada ayrıca, federal çözüm müzakerelerinin 2017'deki Crans-Montana görüşmelerinde tıkandığı hatırlatılarak, artık iki devletli çözümün tek gerçekçi seçenek olduğu vurgulandı.
Kıbrıs sorunu, 1974 Barış Harekatı'ndan bu yana BM çatısı altında çözüm arayışlarıyla gündemde. Ancak son yıllarda Rum tarafının uzlaşmaz tutumu ve GKRY'nin AB üyeliğiyle elde ettiği avantajı kullanması, müzakereleri çıkmaza sürükledi. KKTC ve Türkiye, egemen eşitlik temelinde iki devletli çözümü savunuyor. ABD'nin silah ambargosu muafiyeti ise Rum tarafına askeri üstünlük sağlayarak dengeleri daha da bozuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Doğu Akdeniz, son yıllarda hidrokarbon kaynakları ve deniz yetki alanları konusunda gerilimin arttığı bir bölge haline geldi. GKRY, Mısır, İsrail, Lübnan ve Yunanistan ile enerji işbirliği anlaşmaları imzalarken, Türkiye ve KKTC kendi kıta sahanlığı haklarını korumak için sondaj faaliyetleri yürüttü. ABD'nin GKRY'ye yönelik silah ambargosu muafiyeti, bu denklemde Rum tarafını destekleyen bir adım olarak okunuyor. Aynı zamanda ABD, GKRY'yi Rusya'nın etkisinden uzaklaştırmak ve Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliğini sağlamak amacıyla bu muafiyeti kullanıyor.
Muafiyet kararı, NATO içinde de farklı seslerin yükselmesine neden oluyor. Türkiye, ABD'nin müttefiklik ruhuna aykırı bu adımının ittifak içinde güven bunalımı yaratacağını savunuyor. Öte yandan Yunanistan ve Rum yönetimi, kararı memnuniyetle karşılayarak ABD ile savunma işbirliğini derinleştirme niyetini açıkladı. ABD'nin adımı, aynı zamanda Rusya'nın Akdeniz'deki nüfuzunu dengeleme çabası olarak da yorumlanıyor.
Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, 1960 Garanti Antlaşması ve Kuruluş Antlaşması, adadaki iki toplumun eşit statüsünü ve Türkiye'nin garantörlüğünü tanımlıyor. ABD'nin silah ambargosu muafiyeti, bu antlaşmalarla çelişki oluşturuyor. BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülen müzakerelerde ise taraflar arasında güven tesisi için adımlar atılması gerekiyor. Ancak tek taraflı askeri destek, güven ortamını zedeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin GKRY'ye yönelik silah ambargosu muafiyetini uzatması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, garantör devlet olarak Kıbrıs Türklerinin güvenliğini korumakla yükümlü ve bu adımı müttefiklik ilişkilerine aykırı buluyor. Karar, Türkiye'nin bölgedeki askeri varlığını ve enerji politikalarını yeniden gözden geçirmesine yol açabilir. Ayrıca, ABD ile yaşanan bu gerilim, NATO içindeki işbirliğini zorlaştırabilir. Türkiye'nin iki devletli çözüm vurgusu, uluslararası platformlarda daha güçlü bir şekilde dile getirilebilir. Ekonomik açıdan ise Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarının paylaşımı konusunda yeni müzakereler gerekebilir. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel denge politikasında önemli bir sınav olacak.