Yeni bir araştırmaya göre, 35 ila 49 yaş arası kadınlarda kısırlık vakalarının 2036 yılına kadar neredeyse yarı yarıya artarak 79,64 milyona ulaşması bekleniyor. Bu durum, çocuk sahibi olmayı ertelemenin giderek yaygınlaştığı Hong Kong için büyük bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor. Hong Kong Üniversitesi'nin liderliğinde yürütülen ve 21 ülkeden 44 milyon kadının verilerini analiz eden kapsamlı çalışma, doğurganlık oranlarındaki düşüşün ve ileri yaşta ebeveynliğin artan bir trend haline geldiğini ortaya koyuyor.
Küresel Kısırlık Krizi Büyüyor
Hong Kong Üniversitesi araştırmacılarının öncülük ettiği hakemli dergi Human Reproduction'da yayımlanan çalışmaya göre, 2019 yılında 35-49 yaş aralığındaki kadınlarda kısırlık oranı yaklaşık 54,5 milyon idi. Bu rakamın 2036 yılına kadar 79,64 milyona ulaşması bekleniyor. Araştırma, doğurganlık sorunlarının küresel ölçekte artacağını ve özellikle gelişmiş ülkelerde kadınların kariyer ve eğitim hedefleri nedeniyle çocuk sahibi olmayı geciktirmesinin bu artışın ana nedeni olduğunu vurguluyor.
Çalışma aynı zamanda bölgesel farklılıkları da ortaya koyuyor. Doğu Asya ve Pasifik bölgesindeki kadınlarda kısırlık oranının Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'ya kıyasla daha hızlı artması bekleniyor. Hong Kong'da yaşayan kadınların ortalama ilk doğum yaşı 32,8'e yükselmiş durumda ve bu da bölgedeki en yüksek yaşlardan biri. Tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerine olan talep son yıllarda önemli ölçüde artış gösterdi, ancak yüksek maliyetler ve sınırlı yasal düzenlemeler bu hizmetlere erişimi kısıtlıyor.
Araştırmacılar, kısırlığın sadece tıbbi bir sorun olmadığını, aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçları da olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, hükümetlerin doğurganlık sağlığı politikalarını gözden geçirmesi ve bu artışa karşı önlem alması gerektiğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Kısırlık oranlarındaki artış, dünya genelinde nüfus politikalarını yeniden şekillendiriyor. Japonya, Güney Kore ve Singapur gibi Asya ülkeleri, doğum oranlarını artırmak için çeşitli teşvikler sunuyor ancak bu çabalar yetersiz kalıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Doğu Asya'nın birçok ülkesinde doğurganlık oranı nüfusun kendini yenileme seviyesi olan 2,1'in çok altında seyrediyor.
Bu eğilim, yaşlanan nüfus, azalan iş gücü ve sağlık sistemleri üzerinde artan baskı gibi ekonomik ve sosyal zorlukları da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, kısırlık tedavisinin yalnızca bireysel bir konu olmadığını, toplumsal refah ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da hayati bir önem taşıdığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de doğurganlık oranları son yıllarda düşüş göstermekte ve benzer bir eğilim yaşanmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, toplam doğurganlık hızı 2023 yılında 1,5'e gerilemiştir. Bu küresel araştırmanın bulguları, Türkiye'nin de yakın gelecekte benzer sorunlarla karşılaşabileceğini işaret etmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'nin sağlık politikalarında doğurganlık sağlığını önceliklendirmesi, erişilebilir yardımcı üreme tekniklerini yaygınlaştırması ve aile planlaması konusunda farkındalık yaratması büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde, artan kısırlık oranları, demografik yapıyı ve ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebilir.